III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ

Ana Sayfa » 9.SINIF TARİH » III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ
Sitemize 06 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 9.863 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

III. ÜNİTE: İLK TÜRK DEVLETLERİ

 

1. KONU: TÜRKLERİN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI

1. Türk Adının Anlamı

Türk adının hangi anlama geldiği konusunda birçok araştırma yapılmıştır. Türk adı Uygur metinlerinde “güç, kuvvet”, Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lügati’t-Türk” adlı eserinde “olgunluk çağı”, eski Çin kaynaklarında “miğfer” anlamında kullanılmıştır. Ziya Gökalp ise Türk adının “türeli (töreli), kanun nizam sahibi” anlamına geldiğini belirtmiştir.

Türk adından ilk olarak Çin yıllıklarında bahsedilmiştir. Bizanslılar, İranlılar ve Araplar ise VIII. yüzyıldan itibaren Türkçe konuşan ve boylar hâlinde yaşayan topluluklara Türk adını vermişlerdir. Türkiye adı VI. yüzyıldan itibaren Bizans kaynaklarında Orta Asya için kullanılan coğrafi bir terim olmuştur. Daha sonraki dönemde ise Türkiye ve Türkistan adı Türk hâkimiyet sahasının genişlemesine paralel olarak IX ve X. yüzyıllarda Volga Nehri’nden Orta Avrupa’ya kadar uzanan bölge için, XI. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanılan bir ad olmuştur.

 

2. Türklerin İlk Ana Yurdu

Türklerin ilk anayurtları Orta Asya'dadır. Orta Asya, doğuda Kingan Dağları'ndan, batıda Hazar Denizi ve İtil boylarına, güneyde Hindukuş ve Karanlık Dağları'ndan kuzeyde Sibirya'ya kadar uzanır. Bu geniş alanda Türklerin ilk anayurtları Altay-Sayan Dağları'nın kuzeybatısı, Tanrı Dağları'nın kuzeyi, Aral Gölü'nün çevresi ve Hazar Denizi'nin doğusu arasında kalan bölgedir.

Orta Asya, geniş bozkırların ve çöllerin bulunduğu bir bölgedir. Altay Dağları, Ötüken Dağları, Sayan Dağları bölgesi en önemli dağlarıdır. Bu bölgede Amuderya (Ceyhun), Sibirya (Seyhun), Orhun, Selenga ve İrtiş ırmakları vardır. Karasal iklimin hüküm sürdüğü Orta Asya'da kışlar soğuk, yazlar sıcak ve kuraktır.

 

3. Orta Asya’dan Yapılan Türk Göçlerinin Sebepleri ve Sonuçları

Türkler, tarih boyunca farklı sebeplerle ana yurtlarından değişik bölgelere göç etmek zorunda kalmışlardır. Türklerin ana yurttan ilk göçlerinin, MÖ XVI. yüzyılda başladığı, MÖ XII. yüzyıl ve MS IV-IX. yüzyıllar arasında yoğunlaştığı bilinmektedir.

orta-asyadan-yapılan-türk-göçleri

Türkler bağımsızlıkları tehlikeye girdiğinde, bir başka topluluğun egemenliği altına girmektense özgür yaşayabilecekleri yerlere göç etmişlerdir. Bunun sonucunda Türkler zamanla Asya'nın yanında Avrupa ve Afrika kıtalarına da yayılmışlardır. Geçmişte ve günümüzde farklı coğrafi bölgelerdeki Türk topluluklarının varlığı bu tarihî gerçekliğe dayanır.

 

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİNİN NEDENLERİ :

a.İklim değişikliği:

* Kuraklık,

* Salgın hastalıklar ve hayvan hastalıkları.

*Otlak ve tarım alanlarının daralması.

 

b.Nüfusun artması:

*Yaşanılan toprakların artan nüfusa yeterli olmaması.

 

c.Siyasi ve sosyal durum:

* Boylar arası mücadele,

* Dış baskılar,

*Türk boylarının birbirine bağlılığı (göç eden bir boyu diğer boyları takip etmesi)

*Yeni yurtlar edinme düşüncesi

 

d.İstiklal (Bağımsızlık)duygusu :

*Türk boyları, bağımsızlıkları tehlikeye düştüğünde, bir başka topluluğun egemenliği altına girmektense özgür yaşayabilecekleri yerlere göç etmişlerdir.

orta-asya-göçlerinin-nedenleri

 

ORTA ASYA TÜRK GÖÇLERİNİN SONUÇLARI :

Türk Göçleri Sonunda: OrtaAsya dan göç eden Türkler,Anadolu, Suriye, OrtaAvrupa ve Sibirya ya yerleştiler. Değişik bölgelere göç eden Türkler farklı kültürleri etkilediler ve kendileri de o kültürlerden etkilendiler. Bu etkilenmeler sonucu Türk boyları arasında dinî, kültürel, ekonomik, sosyal ve siyasi farklılıklar meydana geldi. Göç ettikleri yerlerde Türkler değişik adlarla devletler kurdular. Göç ettikleri bölgelerde devlet yönetimi ve askerî teşkilatlanma açısından örnek oldular.

 

SOSYAL BİR OLGU OLARAK “GÖÇ”

Göç kişilerin ya da toplulukların yerleşmek amacıyla bir iskân bölgesinden diğerine giderek meydana getirdikleri yer değiştirme hareketidir. Göç, doğal afet ve kıtlıktan korunmak, verimsiz toprakları terk edip daha iyi bir yaşama imkânı araştırmak gibi doğal, siyasi, sosyal, dinî, iktisadi sebeplerle yapılmaktadır. Zorunlu göçlerde, dinî ve siyasi etkenler; isteğe bağlı göçlerde ise sosyal, ekonomik ve psikolojik durumlar söz konusudur. Her ne sebeple olursa olsun göç, insanların dünyaya bakışını, kültürünü, davranışını ve felsefesini köklü bir değişikliğe uğratır. Göç edenler gittikleri yerlerde millî benliklerini korudukları gibi yerli toplum tarafından asimile de edilebilirler.

Nedim İpek, İmparatorluktan Ulus Devlete Göçler, s. 17–18'den özetlenmiştir.

 

2. KONU: ORTA ASYA’DA KURULAN İLK TÜRK DEVLETLERİ

 

1. Asya Hun Devleti (Büyük Hun Devleti)

Orta Asya'da bilinen ilk teşkilatlı Türk devleti Hunlar tarafından kurulmuştur Hunların ilk oturdukları yer Sarı Irmak'ın kuzeyi idi. Daha sonra Orhun ve Selenga ırmakları ile Ötüken çevresinde geniş bir alana yayılmışlardır Bu bölgede güçlü bir devlet kuran Hunlar, Ötüken'i başkent yapmışlardır Teoman (Tuman) Dönemi: Asya Hun Devleti'nin bilinen ilk hükümdarı Teoman'dır Teoman zamanında (MÖ 220-209) Çinliler, Yüe-çiler ve Moğol asıllı Tunguzlarla savaşlar yapılmış, bu savaşların sonucunda Çin topraklarının bir kısmı ele geçirilmiştir.

 

Mete (Mao-dun) Dönemi:

Mete (MÖ 209-174), cesareti ve teşkilatçılığı sayesinde kısa bir sürede ülke güvenliğini sağlayarak Hun Devleti'nin sınırlarını genişletmiştir. Mete, hükümranlığı boyunca Orta Asya'da yaşayan bütün Türk boylarını, başta Moğollar olmak üzere diğer kavimleri hâkimiyeti altına almayı başarmıştır Önce Tunguzları itaatine almış, daha sonra Yüe-çilerle savaşarak bütün topraklarını ele geçirmiştir Mete, Asya Hun Devleti açısından bir tehlike olarak gördüğü Çin'i baskı altına almaya çalışmış, bu yüzden Çin'e birçok sefer düzenlemiştir Mete'nin izlediği devlet politikası yüzünden baskı atında kalan Çin, bundan kurtulmak için Hunlarla bir antlaşma yapmıştır (MÖ 200). Yapılan antlaşma gereğince, Çin'in kuzeyindeki bozkırlar Hunlara bırakılmış, Çinliler Hunlara yıllık vergi vermeyi kabul etmiştir Mete, Çin'i tamamen etkisiz hâle getirdiği hâlde Çin topraklarına yerleşmek istememiş, bunu devletin geleceği açısından sakıncalı bulmuştur . Çünkü Türklerin bu kalabalık kavim arasında benliklerini kaybedeceğini düşünmüştür.

 

Mete zamanında Asya Hun Devleti ile Çin arasında ticaret anlaşmaları yapılmıştır Bu anlaşmaların yapılmasında İpek Yolu'nun etkisi büyüktür İpek Yolu üzerinde hâkimiyet isteği zaman zaman bu iki devleti, siyasi ve askerî açılardan karşı karşıya getirmiştir Mete zamanında Asya Hun Devleti en geniş sınırlarına ulaşmıştır Mete, MÖ 174'te öldüğünde sivil ve askerî teşkilatı ile dış siyasette güçlü bir devlet bırakmıştır Bu devlet daha sonra kurulacak olan diğer Türk devletlerine örnek teşkil etmiştir Mete'nin ölümünden sonra yerine Ki-ok geçmiştir (MÖ 174-160).

 

Ki-ok Dönemi:

Ki-ok babasının yolunu izlemiş, devraldığı devleti ve düzeni devam ettirmek istemiştir Onun döneminde Çin ile olan siyasi ve ticari ilişkiler geliştirilmeye çalışılmıştır Ki-ok, bir Çin prensesiyle evlenerek Çinlilerle akrabalık kurma yoluna gitmiştir.

Ki-ok’tan sonra yerine geçen hükümdarlar zamanında Asya Hun Devleti, Çinlilerin etkisi ve entrikalarıyla sarılmış, Çin hâkimiyetine girmemek için büyük mücadeleler verilmiştir. Ancak bazı başarılara rağmen ülke bütünlüğü korunamamıştır. Böylece Hun Devleti batı ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır (MÖ 58). Batıda bulunan Hunlar Çinlilerin hâkimiyetine girmişlerdir (MÖ 36). Güney Hunları ise tekrar kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır (48). Bunlardan kuzeyde olanı Siyenpiler, güneyde olanı ise Çinliler tarafından yıkılmıştır.  Asya Hun Devleti’nin parçalanmasıyla birlikte Hunlar, Çin’in idaresinde kalmışlarsa da millî varlıklarını korumaya çalışmışlardır. Bunların bir kısmı kuzeye çekilerek bağımsız topluluklar hâlinde yaşamış, bir kısmı da batıya göç etmiştir. Batıya göç edenler Kavimler Göçü’ne sebep olmuştur.

Asya Hun Devleti’nin yıkılması ve bazı Türk boylarının batıya göç etmesinden sonra Çin, Asya’nın en güçlü devleti konumuna gelmiştir. Asya Hunlarının bir kolu olan Tabgaçlar, Çin’deki karışıklıklardan yararlanarak Çin’in kuzeyinde devlet hâline gelmişlerdir. Ayrıca Asya da Orhun ve Selenga ırmakları arasında Avar, İran’da Sasani, Maveraünnehir bölgesinde Akhun Devleti kurulmuştur.

 

 

2. Kavimler Göçü ve Avrupa Hun Devleti

kavimler-göçü

a. Kavimler Göçü

Asya Hun İmparatorluğu’nun dağılmasından sonra Asya’nın batısında bulunan Hunlar, Hazar Denizi ile Aral Gölü arasındaki bölgede yaşayan Alanların topraklarını ele geçirmişlerdir. Bu bölgenin Hunların eline geçmesi, onların Avrupa içlerine kadar ilerlemelerinin başlangıcı olmuştur.

 Karadeniz’in kuzeyi ile Doğu Avrupa’da IV. yüzyılda Ostrogotlar, Vizigotlar, Gepitler ve Vandallar gibi birçok Germen kavmi bulunmaktaydı. Hunların idil( volga) Nehri’nin batısına geçerek Karadeniz’in kuzeyine gelmeleri, bu bölgede bir göç hareketini başlatmıştır (375). Hunların bu hareketiyle bölgede tutunamayan kavimler, batıya göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu kavimler, önlerine çıkan diğer kavimlerin yerlerinden ayrılmalarına neden olmuştur. Kavimlerin yıllarca süren bu yer değiştirmelerine “Kavimler Göçü” denilmiştir.

 

Kavimler Göçü’nün önemli sonuçları şunlardır:

Roma İmparatorluğu doğu ve batı olarak ikiye ayrılmıştır (395). Batı Roma İmparatorluğu 476 da yıkılmış ve toprakları üzerinde birçok Germen devleti kurulmuştur. Avrupa’nın etnik yapısı değişerek yeni milletler ortaya çıkmıştır. Alanlar, Vandallar ve Vizigotlar, İspanya Yarımadası’na gelerek İspanyolların; Angıllar ve Saksonlar, Britanya adalarına yerleşerek İngilizlerin; Germen kavimleri, Ren Nehri kıyılarına yerleşerek Almanların oluşmasını sağlamışlardır. Bunun sonucunda bugünkü İngiltere, Fransa, İspanya, Almanya gibi Avrupa devletlerinin temelleri atılmıştır.

Türkler, Avrupa’da bir Hun Devleti kurmuşlardır.

Türk kültürü Avrupa’da yayılmıştır.

İlk Çağ sona ermiş, Orta Çağ başlamıştır.

Avrupa’da kilise önem kazanmış, Skolastik düşünce egemen olmuştur.

Avrupa’da feodalite (derebeylik) rejimi ortaya çıkmıştır.

feodalizm

kavimler-göçünden-sonra-avrupa

b. Avrupa Hun Devleti

Balamir Dönemi: Hunlar Balamir önderliğinde Karadeniz'in kuzeyinden batıya geçerek kısa sürede Tuna boylarına ulaşmıştır (375).Avrupa Hunlarının batıya yönelmesi önce Ostrogotların (Doğu Gotları),sonra Vizigotların (Batı Gotları) yerlerini terk etmelerine neden olmuştur.

Uldız Dönemi: Balamirden sonra Avrupa Hunlarının başına Uldız geçmiştir(378).Uldız, AvrupaHun Devleti'nin geleneksel politikasının temellerini atmıştır.Onun politikası iki aşamalıdır:

.Doğu Roma'yı baskı altında tutmak,
.Batı roma ile iyi ilişkiler kurmak.

Uldız 410'da ölmüştür.Uldız'dan sonra Hunların yönetimine Karaton,Rua daha sonra Atilla ve Bleda birlikte geçmiştir.

Atilla Dönemi:  Avrupa Hunlarının en parlak dönemi Atilla ile başlamıştır.Atilla, devletin başına geçtikten sonra Doğu Roma ile olan ilişkilerin düzenlenmesi gerektiğini düşünmüştür.Doğu Roma İmparatorluğu'tamamen etkisiz hâle getiren Atilla,Batı Roma üzerine yoğunlaşmıştır.Batı Roma üzerine gidebilmek için çeşitli sebepler aramıştır. Atilla, Papa ile anlaştıktan sonra ordusuyla birlikte geri dönmüştür (452).

Atilla'nın Roma'yı işgal etmesine hiçbir engel yokken geri dönmesinin nedenleri;
.Roma'nın Hristiyan dünyası için kutsal bir merkez olması,
.Batı Roma'nın gücünü kırdığına inanması
.Doğu'da bir tehlike olarak gördüğü Sasani Devleti üzerine sefere çıkmak istemesidir.

avrupa-ve-büyük-hun-devleti

Attila, Roma Seferi’nden döndükten sonra hayatını kaybetmiştir (453). Bazı kaynaklarda Attila’nın zehirlenerek öldürüldüğü belirtilmiştir. Attila ve Hunlar, Avrupalıların zihninde önemli bir yer işgal etmiştir. Henüz Attila hayattayken onunla ilgili efsaneler söylenmeye, yazılmaya başlanmıştır. Attila, Avrupa Hun Devleti’nde babadan oğula geçen bir hükümdarlık sistemini yürürlüğe koymuştur. Attila’dan sonra yerine oğulları İlek, Dengizik ve İrnek geçmiştir. Ancak onlar devleti babaları kadar iyi yönetememişlerdir. İlek, ayaklanan Germen kavimleriyle savaşırken, yerine geçen Dengizik ise Doğu Roma ile yaptığı mücadele sırasında hayatını kaybetmiştir (469). İrnek, Orta Avrupa’da tutunamayacağını anlayınca kendine bağlı Türk boyları ile beraber Karadeniz’in kuzeybatı sahillerine dönmüştür. Türk boylarından bir kısmı da geldikleri yer olan Orta Asya’ya geri gitmişlerdir.

Avrupa’da kendi göçebe geleneklerini devam ettiren Hunlar, ele geçirdikleri bölgelerdeki kavimlerle bir arada yaşamışlardır. Bu yüzden kavimler arasında kültürel bir etkileşim meydana gelmiştir. IV. yüzyıldan itibaren Tuna boyundaki Hunların bir kısmı Hristiyanlaşmıştır.

Avrupa Hunları, çok güçlü devlet idareleri, sınırları içerisinde sağladığı emniyet ve huzur sayesinde kuzey-güney, doğu-batı arasındaki ticari ve kültürel faaliyetleri kolaylaştırmıştır. Hunlar, pantolon ve ceket giyme, at koşumları ve atları eyerleme konularında Avrupa’ya örnek olmuştur. Bazı Avrupa kavimleri, ordularını Türk ordusu düzeninde yeniden yapılandırmışlardır.

 

 

 

3. Kök Türk Devleti

 

a. I. Kök Türk Devleti (552 – 659)

Kök Türk Devleti 552’de kurulmuştur. I.Kök Türk Devleti,Asya Hun Devleti'nden sonra Orta Asya'da kurulan ikinci büyük Türk devletidir.Tarihte ilk ‘'Türk'' adı devlet olarak kullanmışlardır.Ergenekon Destanı'na göre Kök Türk Devleti'ni kuran kabile ‘'Aşına'' adıyla bilinmektedir.Aşına kelimesi Türeyiş Destanı'nda belirtildiği üzere ‘'kurt''anlamına gelmektedir.

Bumin Kağan Dönemi: Kök Türk Devleti'nin kurucusudur.Ötüken'i devlet merkezi yapmıştır.Onun döneminde bir Türk boyu olan Tölesler hâkimiyet altına alınmış,Çin ile siyasi ve ekonomik ilişkiler kurulmuş,Avarlar etkisiz hâle getirilmiştir.K'o-lo,bir süre sonra hayatını kaybedince yerine Mukan Kağan geçmiştir.

Mukan Kağan Dönemi: Mukan Kağan zamanında Kök Türk Devleti en parlak dönemini yaşamıştır.Mukan Kağan,devleti amcası ile birlikte yönetmiştir.İstemi Yabgu'nun yardımıyla Avarları ortadan kaldırmış,ülke sınırlarını batıda Hazar Denizi'ne kadar genişletmiştir.İstemi Yabgu,İpek Yolu'nun kontrolünün Türklerin elinde olmasını istiyordu. 
Bu amaçla Ak Hunlara karşı Sasanilerle iş birliği yapmış. İstemi Yabgu,bir süre sonra,
Sasanilerle olan ilişkiler bozulunca bu devlete karşı Bizans'la iş birliği yapma yollarını aramıştır.Mukan Kağan ‘ın ölümünden sonra yerine Tapo Kağan geçmiştir.

Tapo Kağan Dönemi: Tapo Kağan,ülkenin çok geniş olduğunu düşünerek doğuyu yeğeni İşbara'nın,batıyı'da kardeşi Jo-tan'ın idaresine vermiştir.Budizmi kabul ederek bu dinin halk arasında yayılmasına gayret göstermiştir.Onun bu hareketi Kök Türk ileri gelenleri tarafından hoş karşılanmamıştır.Bu yüzden halkıyla ters düşmüştür.Tapo Kağan 581'de hayatını kaybetmiştir.Tapo'nun ölümü üzerine kurultay,İşbara'yı kağan ilan etmiştir.İşbara zamanında Çin,Türkleri asimile etme yönünde yoğun çalışmalarda bulunmuştur.Çin imparatorunun ondan Türk töresinden vazgeçmesini istemesi üzerine:''Bizim âdet ve geleneklerimiz çok eski çağlardan beri devam ede gelmiştir.Bundan dolayı onları değiştirmeye gücüm yetmez.Bizim kuzay bölgelerimizde idare edilenlerle idare edenler arasında kurulmuş olan kaideleri yaralamaya ben cesaret edemem.''demiştir.
Kök Türk Devleti kuruluşunda 30 yıl sonra, iç karışıklıklar sonucunda 582 yılında resmen ikiye ayrılmıştır. Doğu Kök Türk Devleti 630 yılında, Batı Kök Türk Devleti ise 659 yılında Çin egemenliğine girmiştir.

tarih-şeridi

I.-köktürk-devleti

köktürk-devleti

b.II.Kök Türk (Kutluk) Devleti (682-744)

Türkler I.Kök Türk Devleti'nin yıkılışından sonra 50 yılı aşkın bir süre Çin esaretinde yaşamak zorunda kalmış,bu süre içerisinde tekra bağımsızlıklarını kazanmak için birçok kez ayaklanmışlardır.Bu ayaklanmalar,Çinliler tarafından kanlı bir biçimde bastırılmıştır.Bu ayaklanmaların biri de Çin sarayını basarak imparatoru ele geçirmek amacıyla yapılan Kürşad Ayaklanması'dır.

Kutluk (ilteriş) Kağan Dönemi: Kök Türkler,Kutluk liderliğinde birleşerek bağımsızlıklarını elde ettiler (682).Bu bağımsızlık hareketi içinde büyük bir devlet adamı olan Tonyukuk da vardı.Ötüken ve çevresini ele geçirerek II.Kök Türk Devleti'ni kuran Kutluk,İlteriş unvanı ile Kağan ilan edildi.Türkler,Kutluk Kağan zamanında Çin'e 46 başarılı sefer yapmışlardır.Kutluk İlteriş Kağan devletin merkezini Karakurum'a taşımıştır.

Kapgan Kağan Dönemi: Kapgan iktidarda bulunduğu süre içinde Çin'i baskı altında tutarak bütün Türk boylarını Kök Türk egemenliğinde toplamayı amaçlamıştır.Bunları gerçekleştirmek için Maveraünnehir bölgesini ele geçirmek istemiştir.Kapgan Kağan,bir ayaklanmanın bastırılması sırasında hayatını kaybetmiştir(716).Onun yerine oğlu İnal geçmiştir. Ancak Bilge ve Kül Tigin kardeşler İnal’ın yönetimine karşı çıkmıştır. Tonyukuk’un da yardımıyla İnal ortadan kaldırılmıştır. İnal’ın yerine Bilge, kağan olmuştur. Kül Tigin, orduların başkomutanlığına getirilmiştir.

 

Bilge Kağan Dönemi: Bilge Kağan döneminde II.Kök Türk Devleti en parlak dönemini yaşamıştır.Düşmanca tavırlarından dolayı Çin üzerine seferler yapılmıştır.Fakat Bilge Kağan barış siyaseti gütmek istediğinden Çin' le savaşmanın toplumuna bir yarar sağlamayacağını düşünmüştür.Kök Türkler Döneminden günümüze ulaşan temel kaynak Orhun Yazıtları'dır.Bu yazıtlar Türk tarihinin ve edebiyatının ilk yazılı örnekleridir. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, devletin ve halkın karşılıklı olarak görevlerinin belirtilmesi, Türklerde devlet anlayışının kavranması açısından önemlidir.

kutluk-devleti

4.Uygur Devleti (744-840)

Uygurlar,Asya Hun Devleti'ne bağlı olarak Orhun ve Selenga nehirleri kıyılarında yaşamışlardır.II.Kök Türk Devleti'nin son zamanlarında Basmiller ve Karluklarla birleşen Uygurlar,bu devlete son vererek kendi devletlerini kurmuşlardır (744).Uygurların merkezi Ötüken'dir.

Kutluk Bilge Kül Kağan Dönemi: Uygurların ilk hakanı, Kutluk Bilge Kül Kağan’dır (744-747). Onun döneminde başkent Ötüken’den Orhun Nehri kıyısındaki Ordubalıg’a (Karabalgasun) taşınmış, devletin sınırları Amur Irmağı boylarından Altay Dağları’na kadar uzanmıştır. Kutluk Bilge Kül Kağan’ın ölümünden sonra yerine Uygurların en parlak dönemini oluşturan oğlu Moyen-Çur (747-759) geçmiştir.

Moyen-Çur (Bayan-Çur) Dönemi: Moyen-Çur başa geçtiğinde Çin’de büyük bir karışıklık yaşanmaktaydı. Talas Savaşı (751) nedeniyle Çin imparatoruna karşı isyanlar çıktı. Zor durumda kalan imparator, MoyenÇur’dan yardım istedi. Moyen-Çur imparatorun arzusunu yerine getirmekten kaçınmayarak harekete geçti. İmparator bu yardımından dolayı kızını eş olarak MoyenÇur’a verdi. Bu durum Türk-Çin yakınlığını sağlamıştır. 

moyunçur-yazıtı

Moyen-Çur komşu Türk boyları üzerine seferler yapıp onları yönetimi altına aldı. Ülke sınırlarını genişletti. Moyen-Çur’un ölümünden sonra yerine oğlu Bögü Kağan geçmiştir.

Bögü Kağan Dönemi: Bögü Kağan (759-780) zamanında da Çin karışıklık içindeydi. Bögü Kağan, ayaklananlara karşı Çin imparatorunu tutmuş, ayaklanmalarla müdahale etmiştir. Fakat bir süre sonra Çin'e karşı uyguladığı korumacı politikadan vazgeçti. Çin’in içinde bulunduğu karışıklıktan yararlanmak isteyen Bögü Kağan bu ülkeyi ele geçirmek istedi ve Çin’in birçok şehrini işgal etti. Bu işgaller sırasında pek çok ganimet elde edildi. Uygur Devleti, Bögü Kağan zamanında oldukça zenginleşmiştir. Büyük saraylar onun döneminde yapılmıştır.

Bögü Kağan Döneminin önemli olaylarından biri de Manihaizm dininin ülkeye girmiş olmasıdır. Manihaizm dinini kabul eden Bögü Kağan, Karabalgasun şehrinde bir tapınak yaptırmıştır. Onun zamanında Mani dini devletin resmî dini hâline gelmiştir. Ancak bu din sadece kağan ve çevresinde kabul görmüştür. 

Manihaizm dini, et yemeyi ve savaşmayı yasakladığı için Türk inancı ve yaşantısına uygun değildi. Bu özellikleri ile Uygurların savaşçı yeteneklerini azaltmıştır. Manihaizmin Uygurlar üzerinde olumlu etkileri de oldu: Uygurlar bu dinin etkisi ile yerleşik hayata geçtiler. Yeni dinlerini halkın öğrenmesi amacıyla çok sayıda kitap yazdılar. Bu kitapların basımında matbaanın temeli sayılabilecek kalıplar kullanmışlardır. Yerleşik hayata geçen Uygurlar, tarım ve ticarette önemli gelişmeler kaydettiler. Tarım alanında sulama kanalları yaptılar. Ticari alanda daha çok Çinlilerle ilişki kurmuşlardır. Bögü Kağan, Çin seferine karar verme konusunda çıkan bir anlaşmazlık bahanesiyle veziri Baga Tarkan tarafından öldürülmüştür (780). Ondan sonra Uygur Devleti’nin başına Baga Tarkan (780-789) geçmiştir. 

Baga Tarkan Dönemi: Baga Tarkan, ülkede düzeni sağlamak için bazı kanunlar çıkarmıştır. Uygurlar içinde bulunan Dokuz Oğuzlara karşı olumsuz tutum sergilemiştir. Onun bu tutumu devlet içinde büyük karışıklıklara sebep olmuştur. Baga Tarkan ve daha sonraki kağanlar zamanında ortaya çıkan açlık, kıtlık ve salgın hastalıklar devleti iyice zayıflattı. 840 yılında Kırgızlar, Uygur ülkesine girdiler, başkenti alarak hakanı öldürdüler ve Uygur Devleti’ne son verdiler.

Uygur Devleti’nin yıkılmasından sonra Uygurların çoğunluğu Karluk ülkesine, Çin sınırlarına, Beşbalık ve Turfan’a yerleştiler. Buralarda yeni devletler kurdular. 

uygur-devleti

Kansu Uygur Devleti (Sarı Uygurlar): Uygur Devleti yıkıldıktan sonra Uygurların bir kısmı, Çin’in kuzeyindeki Kansu bölgesine gelerek burada Kansu Uygur Devleti’ni kurdular. Kansu Uygurları Çin’le ticari ilişkilerde bulundular. Bu ilişkileri akrabalık bağları ile de güçlendirdiler. X. yüzyıldan itibaren bağımsız yaşamaya başladılarsa da siyasi ve askerî bakımdan güçlenemediler. 940 yılında, önce Kuzey Çin’e hâkim olan Kitanların, sonra Tangutların, daha sonra da Cengiz Han idaresindeki Moğolların egemenliğini kabul ettiler (1226). 

Doğu Türkistan Uygur Devleti (Turfan Uygurları): Beşbalık, Turfan, Koçu bölgelerine yerleşen Uygurların 856’da kurdukları devlettir. Çinliler, Tibetlilerin kendilerine yönelik hücumlarına engel olur düşüncesiyle bu devleti tanıdılar. Uygurlar, ticaret yaparak ekonomik yönden güçlendiler. Varlıklarını uzun süre sürdürdüler. 1209 yılında Moğolların egemenliğini tanıdılar. Turfan Uygurları, Moğol devlet kademelerinde memurluk, kâtiplik hatta yöneticilik yaptılar. Moğolların Türk kültüründen etkilenmesinde rol oynadılar.

 

3. KONU: DİĞER TÜRK DEVLETLERİ VE TOPLULUKLARI

1. Avarlar

Çin kaynaklarında Juan-Juan, Arap ve Bizans kaynaklarında Avar adıyla anılan bu kavim, Kök Türkler tarafından da Apar olarak adlandırılmıştır. Asya Hun Devleti’nin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Avarlar, IV. yüzyılın sonlarında bugünkü Moğolistan’da bir devlet kurdular. Orta Asya’da kurdukları bu devlete Kök Türkler son verince (552) batıya göç ettiler. 558’de Kafkaslara ulaştılar, kısa zamanda Tuna boylarına geçtiler. Orta Avrupa’da başında Bayan Han’ın bulunduğu büyük bir devlet kurdular (562). Avarlar bir süre sonra İstanbul’u Sasanilerle birlikte, 619 ve 626 yıllarında iki kez kuşattılar ancak sonuç alamadılar. Bu başarısızlıktan sonra Avar Devleti, iyice zayıfladı. Avar Devleti’ne Franklar son verdiler (805). 
 
 Balkanlarda ve Avrupa’da iki asırdan fazla devam eden Avar hâkimiyeti, Orta Avrupa toplulukları üzerinde kültürel izler bıraktılar. Avarlar, Slavları ve Rusları ordu düzeni ve devlet örgütlenmesi alanlarında etkilediler. Günümüzde Kafkaslarda yaşayan ve kendilerine “Avar” denilen topluluğun bunların soyundan geldikleri kabul edilmektedir. Avarlar, ölümden sonraki yaşama inanmışlardır. Bu inanış onların yaşam şekillerini büyük ölçüde etkilemiştir. 

avarlara-ait-süs-eşyası
 
 Avarlar, mezarlara eşya, yiyecek ve içecek gibi şeyler koymuşlardır. Devlet adamlarının ölülerini deriye sararak lahit içine yerleştirmeleri de bu inanıştan kaynaklanmıştır. Avarlara ait mezarlarda yapılan arkeolojik kazılarda at, koşum takımı, çeşitli silahlar elde edilmiştir. Üzengi kullanımı Avarlarla birlikte ortaya çıktı. Hristiyanlığı kabul eden Avarlar, bir süre sonra benliklerini kaybederek Slavlaştılar.

 

2. Bulgarlar

Avrupa Hun İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra (469) Karadeniz’in kuzeyine gelen Hunlar, buradaki değişik Türk boylarından oluşan Ogurlarla birleştiler. Ortaya çıkan bu yeni topluluk “Bulgar” adıyla anıldı. Bulgarlar, 630 yılında Kök Türk Devleti’nin yıkılması üzerine Kafkasların kuzeyinde Kubrat yönetiminde Büyük Bulgar Devleti’ni kurdular. Onun ölümünden sonra Hazarlar, Bulgar Devleti’ne son vererek Bulgarların dağılmasına yol açtılar. 
 
 Tuna Bulgar Devleti: Büyük Bulgar Devleti’nin sona ermesiyle bir kısım Bulgarlar, Kubrat’ın küçük oğlu Asparuh yönetiminde Tuna boylarında devlet kurdular (679). Tuna Bulgarları adıyla anılan bu devlet Bizanslılarla mücadele etmiş, Slavları yönetimleri altına almıştır. Nüfuslarının az olması, hükümdarları Boris Han’la birlikte Hristiyanlığı kabul etmeleri (864) nedenleriyle Slavların arasında eriyip yok oldular. 
 
 İtil (Volga) Bulgar Devleti: Başlangıçta Hazar Hakanlığı’na bağlı yaşayan İtil Bulgarları, bu devletin yıkılmasından sonra bağımsız oldular. İtil ve Kama nehirlerinin birleştiği bölgede kuruldu. Başkenti Bulgar şehridir. Bulgar şehri, IX. ve XII. yüzyıllar arasında Avrupa’nın en önemli ticaret merkezlerinden biri idi. Burası, yerleşim alanı olarak geniş ve kalabalık bir şehir olup büyük mescitleri ve hamamları vardı. Bulgarlardan günümüze seramik ve maden işleme sanatına ait eserler de kalmıştır. 
 
 Bulgarlar, Almış Han zamanında ticari faaliyetler esnasında tanıştıkları İslam dinini kabul ettiler. Bulgar hanı, Abbasilerden din adamları istedi. Bu isteği 922 yılında yerine getirildi. Din adamlarının gelmesinden sonra İslamiyet, Bulgarlar arasında daha çabuk yayıldı. İtil Bulgar Devleti’ne Altın Orda Devleti 1237 yılında son verdi. 
 
 Bazı araştırmacılar, İtil Bulgar Devleti ni ilk Müslüman Türk Devleti olarak kabul etmişlerdir. İtil Bulgarları, İslamiyeti kabul etmelerinden dolayı kimliklerini korudular. Bulgarlar kuzey-güney ticaret yolu üzerinde ulaşımı sağladılar.

 

3. Hazarlar

Hazarlar, I. Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra Karadeniz’in kuzeyi ve Kafkaslar bölgesinde bir hakanlık olarak kurulmuştur (630). Hazarlar, Bizans, Sasani ve Müslüman Araplarla asker , siyas ve ticar ilişkide bulundular. Bizans- Sasani savaşlarında Bizans tarafını tutarak Sasanilerin zayıflamasında rol oynadılar. Zayıflayan Sasani Devleti, Hz. Ömer zamanında yıkıldı. ıran, Müslümanların eline geçti. Böylece Hazarlar ve Müslümanlar karşı karşıya geldi. Hazarlar ile Müslüman Araplar arasındaki ilk savaş, Hz. Osman zamanında meydana geldi. Hazar topraklarına giren Arap orduları geri çekilmek zorunda kaldı. Emeviler zamanında şiddetli bir şekilde devam eden bu savaşlar Abbasiler zamanında yavaşladı. VIII ve IX. yüzyıllarda, Doğu Avrupa’nın en büyük devleti hâline gelen Hazarlar, X. yüzyıldan itibaren Peçenek akınlarıyla zayıfladı. Ticaret yolları üzerindeki denetimlerini kaybettiler. Bu durum, ekonomilerinin bozulmasına neden olmuştur. Bundan yararlanan Ruslar, Hazar Hakanlığı’na son verdiler (968). 
 
Hazarlar, güçlü ordularıyla VII ve IX. yüzyıllar arasında bulundukları bölgede huzuru ve ulaşım güvenliğini sağladılar. Hazarların bu dönemi “Hazar Barış Çağı” olarak adlandırıldı. Bu dönemdeki ticari canlılık, Hazar ülkesine bolluk ve zenginlik getirdi. Yönetici zümresinin Musevi olduğu Hazarlar arasında diğer devletlerle kurdukları ilişkiler sonucunda İslamiyet, Hristiyanlık ve Musevilik yayıldı. Dinî hoşgörünün bulunduğu Hazar ülkesinde, farklı dinlere inananlar ibadet ve ayinlerini serbestçe yapabilmiştir. 
 
Hazarların en büyük etkisi Ruslar üzerinde oldu. Rus prenslikleri, Hazarların devlet ve ordu teşkilatını örnek alarak güçlendiler. Günümüzdeki Hazar Denizi’nin adı bu Türk devletinden kalmıştır. Hazar ülkesinin coğrafi konumu ticaretin gelişmesini sağladı. Arap ülkelerinden kuzeye Bizans’tan doğuya uzanan ticaret yolları buradan geçmekteydi.

 

4. Macarlar

Fin-Ugor kavimlerinin büyük bir bölümü, Volga Nehri ile Ural Dağları arasında yaşamışlardır. Bu kavimler V. yüzyılda Don Nehri kıyılarına gelerek burada yaşayan Onogurlar ile kaynaştılar. Bunun sonucunda Macarlar ortaya çıktı. Macarlar, Avar ve Sibir baskılarıyla göç ederek adlarını verdikleri bugünkü Macaristan’a yerleştiler (896).
 
XI. yüzyılın başlarında Hristiyanlığı kabul eden Macarlar zamanla Türk kimliklerini kaybettiler. Bu tarihten sonra kabile birliğine dayalı siyasi yapıdan çıkarak krallık sistemine dayalı bir yönetim biçimini benimsediler. Macarlar, genel olarak konargöçer olup çadırlarda yaşamışlardır. Slavlara ve Ruslara karşı savaşlarda başarılı oldular.

 

5. Peçenekler

Balkaş Gölü çevresinde I. Kök Türk Devleti ne bağlı olarak yaşayan Peçenekler Talas Savaşı’ndan (751) sonra güçlenen Karlukların baskısıyla batıya yönelerek Volga boylarına yerleştiler. Bu bölgeden Hazarların ve Oğuzların baskıları sonucunda, Karadeniz’in kuzeyine gelen Peçenekler, burada yaşayan Macarları göçe zorladılar. X. yüzyıl sonlarına doğru bu bölgeye yerleştiler. Burada Ruslarla, yüz yıldan fazla mücadele ederek onların güneye inmesini engellediler.
 
Peçenekler, XI. yüzyılın ortalarında Oğuzların saldırıları karşısında, Balkanlar a geldiler. Peçeneklerin bir kısmı Bizans ordusunda görev aldılar. Bizanslılar Peçenekleri, Selçuklulara karşı Anadolu’ya göndermek istediler. Ancak Üsküdar yakasına geçen 15 bin kadar Peçenek atlısı, bu görevi kabul etmeyerek tekrar Balkanlar’a döndü. Malazgirt Savaşı’nda Bizans ordusundaki Peçenek kuvvetleri, Selçukluların tarafına geçerek Türklerin savaşı kazanmalarında önemli rol oynadılar. Daha sonra güçlenen Peçenekler, Bizans’la şiddetli bir mücadeleye giriştiler. İstanbul’u kuşatmayı planlayan İzmir Beyi Çaka Bey ile Peçenekler ve Selçuklular ittifak yaparak Bizans’ı üçlü baskı altına aldılar. Bu baskıdan kurtulmak isteyen Bizanslılar, Kıpçaklarla anlaşarak Kıpçakların Peçeneklere saldırmalarını sağladılar. Kıpçaklar, Peçenekleri yenerek siyasi varlıklarına son verdiler (1091).

 

6. Kıpçaklar (Kumanlar)

Balkaş Gölü ile İrtiş Irmağı arasındaki bölgede yaşadılar. X. yüzyılın sonlarında Moğol kökenli Karahitayların baskıları sonucunda batıya göç ettiler ve Doğu Avrupa’ya yerleştiler. Burada Rus prenslikleriyle şiddetli mücadeleler yaptılar. Balkanlar’a inen Kıpçaklar, Bizanslılarla anlaşıp Peçeneklere ağır bir darbe vurdular (1091). 
 
Kıpçaklar, XIII. yüzyılda Moğolların ilerleyişi karşısında tutunamayıp geri çekildiler. Kıpçakların bir kısmı Macaristan’a giderek Hristiyanlığı kabul ettiler. Bu yüzden millî benliklerini yitirdiler. Bir kısmı da yurtlarında kalıp Altın Orda Devleti’nin hizmetine girdi. Bu devletin Türkleşmesinde önemli rol oynadılar. Altın Orda Devleti’nin egemenliğinde yaşayan Kıpçakların çoğu, daha sonraki yıllarda Mısır’a götürüldü. Eyyûbi ve Memlük ordusunda görev yapan Kıpçakların bir kısmı bu devletlerin yönetiminde görev aldılar. 

kumanlara-ait-balbal
 
Eyyûbiler Kıpçaklardan seçtiği erkek çocukları Nil vadisinde özel eğitimle yetiştirerek ordularının temelini oluşturmuşlardır. Kıpçaklar, dilleri ve dinî törenleri ile Romenleri etkilediler.

 

7. Oğuzlar (Uzlar)

Kök Türk Yazıtları’ndaki bilgilerden Oğuzların Orhun ve Selenga nehirleri bölgesinde yaşadıkları anlaşılmaktadır. Kök Türk devletlerinin egemenliğinde yaşayan Oğuzlar, Uygur Devleti’nin kurulmasıyla onların egemenliğine girdiler. Kırgızların, Uygur Devleti’ne son vermesi üzerine Oğuzlar, batıya göç ederek Seyhun bölgesine yerleştiler. Bu bölgede yaşayan Oğuzların bir kısmı, Kıpçakların ve Karlukların baskıları sonucunda Peçenekleri batıya iterek Karadeniz’in kuzeyindeki Peçenek yurduna yerleştiler. 
 
Oğuzlar Kıpçakların ve Rusların baskıları yüzünden XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerleştikleri yerlerden ayrılıp Tuna Nehri’ni geçerek Balkanlar’a gelmişlerdir. Balkanlar’a gelen Oğuzların bir kısmı, Bizans ordusunda görev aldı. Malazgirt Savaşı sırasında Peçenekler gibi Bizans ordusundan ayrılarak Selçukluların safına geçtiler. Oğuzlar, XI. yüzyılın sonlarına doğru Peçenek saldırıları, şiddetli soğuklar ve salgın hastalıklar yüzünden dağılıp siyasi varlıklarını kaybettiler. Bizans, bunlardan bir kısmını Romanya’nın Dobruca bölgesine yerleştirdi. Günümüzdeki Gagavuzlar, buraya yerleşmiş olan Oğuzların torunlarıdır. 
 
Seyhun bölgesinde kalan Oğuzlar bu bölgede Oğuz Yabgu Devleti’ni kurdular. X. yüzyılın sonlarına doğru Islamiyeti kabul eden Oğuzlar, XI. yüzyılda Büyük Selçuklu Devleti’ni kurarak Türklerin Anadolu’yu yurt edinmelerine öncülük ettiler. Anadolu’da önce Türkiye Selçuklu Devleti’ni, sonra Osmanlı Devleti’ni kuran Türk boyu olmuşlardır. Yirmi dört boydan oluşan Oğuzların büyük bir bölümü ilk başlarda göçebe olarak yaşadı. Ancak batıya gitmeleriyle birlikte yerleşik hayata geçerek şehirler kurdular. Onların yerleşik hayata geçmelerinde İslamiyetin büyük rolü oldu. 
 
Kervan yollarının Oğuz şehirlerinden geçmesi, şehirlerdeki ticaret hayatını canlandırdı. Oğuzların en önemli ticaret malı koyun idi. Horasan ve Maveraünnehir bölgelerindeki et ihtiyacı Oğuzlar tarafından karşılanmıştır.

 

8. Sabirler (Sibirler-Sabarlar)

Issık Gölü civarında Asya Hun Devleti’ne bağlı olarak yaşadılar. V. yüzyılda Avarların baskısı sonucunda Ural-Altay Dağları bölgesine yerleştiler. VI. yüzyıl başlarında Doğu Avrupa’ya gelen Sabirler, Sasanilerle birleşerek Bizanslılarla savaştılar. Avarlar, Bizanslılar ve Sasanilerle yaptıkları savaşlar sonucu zayıfladılar. İstemi Han zamanında Kök Türk Devleti’ne bağlanan Sabirler, daha sonra Hazarların egemenliğine girdiler. Bugünkü Sibirya adını Sabirlerden almıştır.

 

9. Başkırtlar (Başkurtlar)

Ural Dağları çevresinde yaşayan Başkırtlar, IV. yüzyıldan X. yüzyıla kadar çeşitli Türk boylarına bağlı olarak varlıkların sürdürdüler. Cengiz Han Döneminde Moğol egemenliğine girdiler. XIII. yüzyılda Altın Orda Devleti’ne bağlanarak İslamiyeti kabul ettiler. XVII. yüzyıldan itibaren Ruslara bağlanan Başkırtlar, zorlu mücadeleler vererek bağımsızlıklarını kazanmaya çalıştılar. Özellikle 1730-1736 yıllarındaki ayaklanmaları Ruslar tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. 1872 yılında tamamen Rusya’nın egemenliğine giren Başkırtlar, günümüzde Rusya Federasyonu’na bağlı olarak varlıklarını sürdürmektedirler.

 

10. Türgeşler (Türgişler)

Talas ve Çu ırmakları ile Issık Gölü kenarında yaşamışlardır. Egemenlikleri altında yaşadıkları Batı Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı. Bilinen ilk hükümdarları Baga Tarkan’dır. II. Kök Türk Devleti’nin kurulmasıyla, Kök Türklere bağlanan Türgeşler, Kök Türklere karşı direnerek tekrar bağımsız hâle geldiler (717). 

Türgeşler, Sulu Kağan zamanında Maveraünnehir bölgesine giren Emevilerle mücadele ederek Müslümanların ilerlemesine engel oldular. Sulu Kağan’ın ölümünden sonra Çinlilerin kışkırtmalarıyla Türgeş beyleri birbirine düştüler. Bunun sonucunda Sarı ve Kara Türgeşler olmak üzere ikiye ayrıldılar. Sarı Türgeşler, Altay Dağları’nın kuzeyinde, Kara Türgeşler de Talas Vadisi’nde yaşadılar. Sarı ve Kara Türgeşlerin aralarındaki mücadeleden yararlanan Karluklar, Türgeşlerin siyasi varlıklarına son verdiler (766). 

Türgeşler, Emeviler Döneminde Maveraünnehir bölgesinde fetihlerde bulunan İslam ordusuna karşı mücadele vererek Orta Asya’nın Arapların eline geçmesini engellediler.

 

11. Kırgızlar

Kırgızlar, Asya Hun Devleti zamanında İrtiş Nehri civarında yaşadılar. Daha sonra Yenisey Irmağı bölgesine yerleştiler. Bir süre Kök Türk ve Uygurların egemenliği altında kaldılar. 840 yılında Uygurları mağlup ederek merkezi Ötüken olmak üzere bir devlet kurdular. Kısa bir süre sonra, Kitanlar tarafından Orhun bölgesinden çıkarıldılar. Bunun sonucunda Orhun bölgesi, Türk yurdu olmaktan çıkıp Moğolistan’ın bir bölgesi hâline geldi. Kırgızlar, XIII. yüzyıl başlarında Cengiz Han zamanında Moğollara boyun eğerek siyasi egemenliklerini kaybettiler. XIX. yüzyılda Rusların egemenliğine giren Kırgızlar, 1991’de Sovyet Rusya’nın dağılmasıyla bağımsızlıklarını kazandılar. 
 
 Canlı bir halk edebiyatının göstergesi olan destanlardan Manas Destanı Kırgızlara aittir. Bu destan dünyanın en uzun destanı olarak bilinmektedir.

12. Karluklar

Karluklar, Kök Türk Devleti’ne bağlı olarak Altay Dağları’nın batısında yaşadılar. Çinlilerin kışkırtmasıyla sık sık Kök Türklere karşı ayaklandılar. II. Kök Türk Devleti’nin yıkılmasında, Basmil ve Uygurlarla birlikte rol oynadılar. Bir müddet Uygurların egemenliğinde yaşayan Karluklar, Uygurlarla anlaşamayınca batıya göç ettiler. Karluklar, 766 yılında, Türgişlerin siyasi varlıklarına son verdiler. Talas Nehri dolaylarında bir devlet kurdular. Uygur Devleti yıkıldıktan sonra devletin merkezini Balasagun şehrine naklettiler. X. yüzyılın ilk yarısında Karahanlılar Devleti’nin kurulmasında etkin rol oynadılar. Uygurlar ve Türgişlerle Türk yaşayışına giren şehirleşme anlayışı, Karluklar tarafından geliştirilerek devam ettirildi. 
 
Müslümanlarla Çinliler arasındaki Talas Savaşı’nda (751) Karluklar, Müslümanların yanında yer alarak Çinlilerin yenilmesini sağladılar. Böylece Orta Asya’nın Türk hâkimiyetinde kalmasında etkili oldular. 
 
Karluklar, XII. yüzyılda Karahitayların ve Moğolların hâkimiyeti altına girmiş, Cengiz Han’a itaat eden ilk Müslüman Türk topluluğu olmuşlardır. 
 
 Karluklar, tarihte İslamiyeti kabul eden ilk Türk topluluğu olarak bilinmektedir.

 

13. Kimekler

Kimekler, VII. yüzyılda Altay Dağları’nın kuzeybatısı ile İrtiş Irmağı’nın orta bölgelerinde Kök Türk egemenliğinde yaşadılar. Ancak VIII. yüzyılın ortalarında Kök Türk Devleti’nin yıkılmasından sonra bağımsızlıklarını elde edebildiler. X. yüzyılda Kitanların baskıları sonucunda Ural Dağları’nın güney bölgelerine göçmek zorunda kaldılar. XI. yüzyıla gelindiğinde Kimeklerin boy birliğine dayalı yapıları bozulmuştur. İyice zayıflayan Kimekler, Kıpçakların egemenliğini kabul etmek zorunda kaldılar. 
 
 Kimeklerde ülke on bir ile ayrılmış, her ilin başına “tutug” adı verilen yöneticiler görevlendirilmiştir. İl yöneticileri hakanın soyundan gelenler arasından belirlenmekteydi.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir