III. ÜNİTE: ARAYIŞ YILLARI (XVII. YÜZYIL)

Ana Sayfa » 10.SINIF TARİH » III. ÜNİTE: ARAYIŞ YILLARI (XVII. YÜZYIL)
Sitemize 10 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 15.816 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

III. ÜNİTE: ARAYIŞ YILLARI (XVII. YÜZYIL)

1. XVII. YÜZYILDA AVRUPA, ASYA VE OSMANLI DEVLETİ’NİN DURUMU 

17-yüzyıl-avrupa-haritası

a. Avrupa’nın Genel Durumu

XVII. yüzyılda Avrupa devletlerinde yönetim şekli olarak kralların hâkim oldukları mutlak monarşi yönetimi görülmektedir. Özellikle İngiltere ve Fransa’da krallar iktidara engel olan unsurları ortadan kaldırarak güçlerini artırmışlardır. Coğrafi keşiflerin etkisiyle ekonomik yönden zenginleşen ve gelişen Avrupa’da İngiltere, Fransa, İspanya, Hollanda, Portekiz gibi devletler bilinmeyen yerlere gitme ve buraları kendi çıkarları için kullanma ( sömürgeleştirme) yarışına girdiler. Osmanlı’nın elindeki İpek ve Baharat Yollarına alternatif yeni ticaret yollarını hayata geçirme ve bu yollardan önemli bir ticari gelir elde etme yarışı içine girdiler.

Uzak Doğu ve Hindistan bölgesi ile Atlas Okyanusu limanları bu dönemde Avrupa devletlerinin yeni gözde paylaşım bölgeleri olmuştur. Bu paylaşım rekabeti zaman zaman Avrupa devletleri arasında savaşlara neden olmuştur (Otuz Yıl Savaşları). 

 

b. Asya’nın Genel Durumu

XVII. yüzyılda Rusya, Asya’da güçlü bir devlet olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Altın Orda Devleti’nin yıkılmasıyla ilerleme yolundaki en büyük engeli ortadan kalkan Rusya, Orta Asya’ya doğru yayılmayı amaçlamıştır.

Altın Orda Devleti’nin dağılmasıyla bu devletin toprakları üzerinde Özbekler güçlenmiş; Hive, Buhara, Hokand gibi Özbek hanlıkları kurulmuştur. Yine bu dönemlerde Kazak Hanlığı, Kırgız, Kaşgar ve Babür Devleti özellikle Orta Asya ve Hindistan’da hem önemli bir siyasi güç olmuşlar hem de Türk kültürünün bu bölgede yaşamasına ve yayılmasına katkıda bulunmuşlardır. Gerek yapmış oldukları mimari eserler gerekse dönemlerinde yazılmış kitaplar Türk kültürünün bölgede günümüze kadar devam edecek şekilde yaşamasını sağlamıştır. 

Babürname 

Babür Hanedanının kurucusu Babür Şah’ın yazdığı otobiyografik seyahat ve hatıra kitabıdır. Babür Şah bu kitapta yaşadığı olayları, gezip gördüğü yerleri, orada yaşayan insanların gelenek ve göreneklerini akıcı bir Türkçe ile anlatmıştır.

 

c. Osmanlı Devleti’nin Genel Durumu

XVII. yüzyılda bütün Balkan Yarımadası dâhil olmak üzere Polonya’nın güneyinden Kafkasya’ya; Kuzey Afrika ve Habeşistan’dan Mora’ya ve Dalmaçya kıyılarına kadar olan bölge Osmanlı Devleti’nin denetimindeydi. Bu dönemde topraklarını bu kadar genişletmiş ve büyütmüş olmasına rağmen Osmanlı Devleti’nde bazı iç ve dış karışıklıklar da yaşanmaya başlamıştı. 

XVII. yüzyıldaki ayaklanmalarda özellikle merkezî otoritenin zayıflamasının etkileri görülmektedir. Merkezî otoritede zayıflamanın en önemli nedenlerinden biri de bu dönemde veraset sisteminde yaşanan değişimdir. I. Ahmet ile beraber uygulanmaya başlanan ekber ve erşed sistemi ile taht kavgaları engellenmek istenmiş ancak şehzadelerin sancağa çıkma usulleri ortadan kalkmıştır. 

Şehzadeler hayatlarını Topkapı Sarayı’nda geçirmeye başladıkları için bu yeni sistem ile hem halkı tanımıyor hem de yönetim tecrübesi edinmeden tahta çıkıyorlardı. Padişah olunca da otorite kurmakta zorlanıyorlardı. Saray kadınları ve diğer devlet adamlarının etkisinde kalan padişahın bu durumu devlet yönetiminde sıkıntı doğuruyordu.

 

2. XVII. YÜZYILDA OSMANLI-AVUSTURYA VE OSMANLI – İRAN İLİŞKİLERİ

a. Osmanlı – Avusturya İlişkileri

Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında Kanuni döneminde sağlanan barış ortamı 1593’te sınır ihlalleri ve vergiler yüzünden yeniden bozuldu. III. Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu Avusturya’ya karşı 1596’da Haçova Meydan Muharebesi’ni kazandı. 

Zaferden sonra Kanije ve Estergon Kaleleri alındı.1606 yılına kadar süren savaşlar sonunda Avusturya’nın isteği ile Zitvatorok Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre: Eğri, Kanije ve Estergon Kaleleri Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı. Avusturya, Osmanlı Devleti’ne savaş tazminatı ödeyecekti. Avusturya arşidükü bundan böyle Osmanlı padişahına eşit sayılacak ve kendisine cesar (imparator) denecekti. 

Avusturya ile yapılan savaşlarda başarılı olunsa bile diplomatik alanda başarılı olunamamasının nedeni, içeride Celali Ayaklanmaları dışarıda ise İran ile yapılan savaşların devam etmesidir.

1555-tarih-şeridi

b. 1555 Sonrası Osmanlı – İran İlişkileri

Osmanlı Devleti’nin Doğu siyasetinin temelini İran ile ilişkiler oluşturur. Yavuz döneminde Safevi Devleti ile başlayan savaşlar Kanuni döneminde de devam etmiştir. Amasya Antlaşması (1555) ile barış sağlansa da ilişkiler 1577’de İran’ın saldırıları nedeniyle yeniden bozulmuştur. Osmanlı Devleti’nin bu dönemde iç ve dış meselelerle ilgilenmek zorunda kalması İran’ı savaş için yeniden cesaretlendirmiştir. 

XVII. yüzyılda I. Ahmet, II. Osman ve IV. Murat dönemlerinde İran ile mücadeleler olmuştur. 1603- 1612 yılları arasındaki savaşlar Nasuh Paşa Antlaşması (1612) ile, 1614-1618 yılları arasındaki savaşlar 1618 Serav Antlaşması ile 1635-1639 yılları arasındaki savaşlar ise Kasrışirin Antlaşması (1639) ile sona ermiştir. 

Osmanlı Devleti’nin İran ve Avusturya ile yaptığı savaşlar ülkede askerî yapının ve ekonomik düzenin bozulmasına neden olmuştur. 

3. İÇ İSYANLAR

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde idari, mali, ekonomik, askerî ve sosyal alanlarda meydana gelen sıkıntılar iç çalkantılara neden olmuş, İstanbul; Anadolu ve eyaletlerde isyanlar çıkmıştır.

iç-isyanlar

a.İstanbul Ayaklanmaları

Diğer ayaklanmalarda olduğu gibi İstanbul ayaklanmalarının da temel nedeni merkezî otoritenin zayıflamasıdır. Çocuk yaşta ve deneyimsiz şehzadelerin tahta çıkması, merkez yönetiminde valide sultanların ve onlara yakın saray yöneticilerinin etkin olmaları yönetimde otorite zayıflığına yol açmaktaydı.

İstanbul isyanlarını çıkaranlar daha çok yeniçeriler ve sipahilerdir. Yeniçeri ve kapıkulu sipahilerinin isyan etmelerinin nedeni ise maaşlarının düşük ayarlı paralarla verilmesi ya da zamanında ödenmemesidir. Cülus bahşişi almak için kapıkulu askerlerinin sık sık padişah değişikliği istemeleri, Kapıkulu Ocağı’na usulsüz ve gereğinden fazla asker alınması, bazı devlet adamları tarafından yeniçerilerin kışkırtılması gibi etkenler isyanlara neden olmuştur. Halktan da katılımların olduğu ayaklanmalara zaman zaman ulemanın da destek verdiği görülmektedir.

İstanbul isyanlarının en önemlileri III. Murat, II. Osman, IV. Murat ve IV. Mehmet dönemlerinde yaşanmıştır. 

Yeniçeri taifesi karmakarışık oldu. İhtiyar ve işten güçten kalmış olandan başkasının emekliliği kanuna aykırı iken şimdi genç ve vücudu kuvvetli olanlardan on binden fazla korucu ve emekli meydana çıktı. Devlet hazinesi bu suretle zarara uğradı. 

Çavuşlar evvelce üç kişi iken, şimdi kırk-elli kadar çavuş ortaya çıktı. Mumcular grubu yüzden fazla oldular ve her biri bir oda istemeye başladı. Bunlara yer olsun diye her sene bir iki grup olup güngörmüş ve ocak durumundan haberi olan alaylar ve taburlar bozup kaleler fetheden kethüdaları emekli ettiler. Sonunda dünyalıklar için kimi görevden alınıp, kimi atanıp, birçok layık olanları emekli edip, yerine layık olmayanları getirip içlerinde değişiklik eksik olmaz oldu. Birini yayabaşı veyahut bölükbaşı ettiklerinde biner ve ikişer bin kuruşlarını alıp suçu sabit olmayan birçok emektar iş görmüş adamları sebepsiz yere emekli edip durumları bilmez, zaman görmemiş, âlemin acısını, tatlısını çekmemiş, nice acemileri yerlerine getirip ocağı harap ettiler. Her zümreye, adı geçen tarihten beri milleti ve mezhebi bilinmeyen diğer çeşitli kimseler katıldı. Usul ve kurallar bozuldu. Kanun ve kural kalktı. Bu nedenle kötülük, kavga, fitne ve fesat âlemden eksik olmayıp düzen bozuldu. 

III.murad
III. Murat döneminde kapıkulu askerleri ve yeniçeriler ayaklandılar. Maaşlarının ayarı düşük paradan verileceğini öğrenen isyancılar defterdarın öldürülmesini istediler. İstekleri kabul edilen yeniçerilerin isyanı sona erdi (1592). 

II. Osman 1621 yılındaki Hotin Savaşı’nda disiplinsiz davranışlar sergileyen Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmak istedi. Yeniçeriler padişahın bu düşüncesini öğrenince ayaklandılar ve padişahı öldürdüler (1622). 

İstanbul’daki ayaklanmalar IV. Murat döneminde de devam etti. Çok küçük yaşta tahta geçen padişaha gözdağı vermek isteyen yeniçeriler ve kapıkulu sipahileri, cülus bahşişi alamadıklarını bahane ederek ayaklandılar (1622). Padişahın isyancılara istediklerini vermesiyle isyan sona erdi. Ancak IV. Murat, daha sonra isyancıların elebaşlarını etkisiz hâle getirdi ve isyanları bastırdı. 

1648’de IV. Mehmet’in tahta çıkışında kapıkulu askerleri, ayarı düşük aylık verilmesiyle tekrar isyan ettiler.1656’daki isyanda ise idamlarını istedikleri bazı yöneticilerin isimlerini liste hâlinde padişaha verdiler. Listedeki isimlerin idamıyla sonuçlanan bu ayaklanmaya Vaka-i Vakvakiye (Çınar Vakası)denildi. 

İstanbul isyanları sonunda güçlerini artıran yeniçeriler, başkentte asayiş ve güven ortamının bozulmasına ve devlet otoritesinin sarsılmasına neden oldular.

 

b.Celali Ayaklanmaları

Yavuz Sultan Selim döneminde Tokat civarında Bozoklu Celal adında bir sipahinin çıkardığı isyan daha sonra Anadolu’daki isyanların genel adı olmuştur. Bu isyanların temel nedeni ekonominin bozulmasıdır. İran ve Avusturya ile yapılan savaşları kazanmak amacıyla aşırı harcama yapan devlet, masraflarını karşılayamayınca halktan ağır vergiler almaya başladı. Artan vergiler yanında iltizam sisteminin yaygınlaştırılması, yerel yöneticilerin kanunlara aykırı vergi toplaması ve adaletsiz yönetimleri de isyanların diğer nedenleridir. Bu durum halkın devlete olan güvenini sarsmış ve çeşitli bölgelerde isyanlar çıkmıştır. 

Karayazıcı, Canbolatoğlu, Tavil Ahmet, Deli Hasan ve Kalenderoğlu gibi kişilerin elebaşılığını yaptıkları Celali isyanlarını devlet sert tedbirler alarak bastırabilmiştir. 

İsyanlarının sonucunda Anadolu’da güven ve huzur ortamı kalmazken inlerce insan hayatını kaybetti. Zengin topraklar yakılıp yıkılırken üretim azaldı. Vergileri düzenli toplayamayan Osmanlı ekonomisi gelir kaybetti ve zayıfladı. Bu isyanlarla uğraşmak Avusturya ve İran ile yapılan savaşlarda devleti zor duruma düşürdü.

 

c.Eyalet Ayaklanmaları

XVII. yüzyılda merkezî otoritenin zayıflaması sonucunda merkezden uzakta olan eyaletlerde (Eflâk, Boğdan, Erdel, Halep, Yemen, Bağdat, Kırım) isyanlar çıkmıştır. Bazen yerel yöneticiler (Lübnan valisi Fahrettin , Erzurum valisi Abaza Mehmet Paşa ve Sivas valisi Vardar Ali Paşa gibi) bazen de yönetimden şikâyeti olanlar isyanlar çıkarmıştır.

Eyalet isyanları, devleti Celali ve İstanbul Ayaklanmaları kadar uğraştırmasa da zorlukla bastırılmıştır. Devlet isyancılara karşı tavizler vermek zorunda kalmıştır.

 

4.AVRUPA’NIN GELİŞİMİNE SEYİRCİ KALAN OSMANLI

 

Günümüz Avrupa’sının siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal temelleri, XV. yüzyıldan başlayarak atılmaya başlanmıştır. İnsan hakları ve demokratikleşme çabaları, özellikle İngiltere ve Fransa’nın başını çektiği devletler arasında adeta bir yarış başlatmıştır. Rönesans ve Reform hareketleri Avrupa devletlerinde köklü değişikliklere yol açmaya başlamıştır. Özgür düşünce ve bilim alanındaki çalışmalar devletlerin gelişmelerine katkı sağlarken bir yandan da aralarında bir yarışın oluşmasına zemin hazırlamıştır. 

Avrupa devletleri arasında bu dönemdeki en büyük rekabet, coğrafi keşiflerle başlayan sömürge elde etme mücadelesidir. İngiltere, Fransa, İspanya, Hollanda, Portekiz gibi ülkeler yeni ticaret yolları bulabilmek için Afrika, Uzak Doğu, Hindistan, Amerika, Avustralya gibi bölgelere hâkim olma amacındaydılar. Ortak çıkar noktaları olduğu için Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu kıyılarında limanlar için savaşlar yapmışlardır. Osmanlı Devleti’nin elindeki İpek ve Baharat Yolları’ndan umudunu kesen Avrupa devletleri, alternatif yeni yollar bulmak için uğraşıyordu. Avrupa devletlerinin bu yeni açılım çalışmaları karşısında Osmanlı Devleti etkisiz kalmıştı. Devlet, iç çalkantılar ve dış savaşlar nedeniyle yeni gelişmelerle ilgilenemiyor ve gelişmelerde aktif rol alamıyordu. Bu ilgisizlik Osmanlı Devleti ekonomisini çok olumsuz etkileyecektir. 

avrupanın-gelişimi

İpek ve Baharat Yolu Osmanlı’nın eline geçmişti yeni ticaret yolları bulmak bizim için şart olmuştu. Denizcilik alanındaki gelişmeler ve gelişen pusula ile yeni yerlere gidebildik. Bulduğumuz yeni yerlerin kaynaklarını ele geçirdik. Şimdi rakiplerimize karşı limanlarımızı korumak için savaşmalıyız. 

İngiltere Kraliçesi I. Elizabeth 

Ekonomimizi güçlendirmek için yeni yerlere gitmeliydik ve bunu başardık. Gittiğimiz yerlerdeki ürünleri Avrupa’ya taşıyıp gelirlerimizi artırdık. Amerika, Hindistan ve Uzak Doğu’daki bölgeleri ele geçirmek için aynı bizim gibi düşünen İngiltere, Hollanda ve İspanya ile savaşmamız gerekir. 

Fransa Kralı XIV. Loui(Lui)

 

a.Coğrafi Keşiflerin Osmanlı Devleti'ne Etkileri

coğrafi-keşifler-sonrası-değişen-ticaret-yolları

Avrupa’yı ekonomik ve kültürel yönden geliştiren coğrafi keşifler, Osmanlı Devleti’ni olumsuz yönde etkilemiştir. İpek ve Baharat Yollarının önemini kaybetmesi üzerine Akdeniz limanlarından elde edilen gelir azalmıştır.

Coğrafi keşifler sonucu Avrupa’ya bol miktarda altın ve gümüş girmesi ve bunların Osmanlı pazarlarında kullanılmaya başlanmasıyla Osmanlı ekonomisi büyük zarar görmüştür. Piyasada pahalılık ve enflasyon yaşanmıştır.

 

b.Avrupa’'ya Tavizler Verilmesi

Coğrafi keşiflerle başlayan süreçte özellikle İngiltere, Fransa, Portekiz, İspanya ve Hollanda denizcilik alanında önemli gelişmeler katetmiştir. Keşiflerle beraber gelen ekonomik zenginlik deniz ticaretinin gelişmesine, gelişen deniz ticareti de Avrupalı devletlerin ekonomik anlamda daha da güçlenmesine neden olmuştur.

İngiltere ve Fransa’nın denizlerde giderek güçlenmesi ve ekonomik piyasayı ele geçirmesi Osmanlı Devleti’ni bu devletlere karşı yeni ortaklar aramaya yöneltti. Deniz ticaretini canlı tutmak ve ekonomik kayba uğramamak isteyen Osmanlı Devleti, Hollanda ile ticari ayrıcalıklar içeren bir antlaşma imzalamıştır. Gümrük vergilerinin düşürülmesi ile ticarette serbestlik içeren bu kapitülasyonlar sonunda vergi gelirlerinde kayıplar oldu. Piyasaya ucuz Avrupa malları hâkim oldu. Avrupa mallarının Osmanlı coğrafyasında yaygınlaşması Osmanlı üreticisine büyük bir darbe indirdi.

Avrupalı devletler, teknolojik anlamda yeni atılımlar yapıp coğrafi keşifler sayesinde yeni ekonomik kaynaklar bularak yeni ekonomik modeller belirlerken Osmanlı Devleti bu gelişmelere ayak uyduramamıştır.

Teknolojide geri kalan Osmanlı Devleti yapılan deniz savaşlarında yenilgiler almaya başlamış ve denizlerdeki etkinliğini yitirmiştir.

 

c.Yeni Ekonomik Model: Merkantilizm

Coğrafi keşifler sonrası XVII. yüzyıl Avrupa’sında yeni bir ekonomik anlayış baş göstermiştir.

Gelirlerini daha çok artırabilmek için Avrupalı devletlerin geliştirdiği merkantilizme göre bir ülke ne kadar çok madene ve paraya sahipse o kadar zengin sayılıyordu. Zengin devlet statüsünde yer almak isteyen Avrupalı devletler iç ve dış ticarete önem verdiler. Yeni yollar bulma ve yeni sömürgeler sayesinde ham madde ve pazar sahibi olma isteğinin altında yatan etken de budur. Bir diğer etken ise gelir düzeyini ve tüketim isteğini artırmaktır.

Avrupa’daki bu yeni ekonomik modelle amaç, uluslararası piyasada daha etkin olmaktı. Osmanlı Devleti’nin ekonomi anlayışındaki amaç ise iç piyasada halkın ihtiyaçlarını olabildiğince çok karşılayabilmekti. Avrupa bu ekonomik modelle gelirlerini yeni teknolojik gelişmeleri kullanarak tarım, ticaret ve sanayide artırmaya çalışırken Osmanlı Devleti bu yöntemi uygulamamıştır. Osmanlı Devleti gelirini artırma yolu olarak fetihlerle elde edilen topraklardan gelecek vergileri tercih ediyordu.

Avrupa devletleri bu yeni model çerçevesinde gelirlerini artırıcı tedbirler alıp değişik yollar bulurken Osmanlı Devleti bu modele ayak uyduramamıştır. Yeni ekonomik kaynaklar bulup gelir artırıcı tedbirler almak bir yana Avrupalı devletlerin mallarının kapitülasyonlar sonucunda ülkeye ucuz yollu girip piyasaya hâkim olmasına dahi engel olamamıştır. Avrupalı devletler bu yolla hem Osmanlı’nın gelişmesini engellemiş hem de yeni ekonomik modele uygun biçimde gelir düzeyi olarak zengin ülke konumuna ulaşmışlardır.

 

Osmanlı yöneticileri iç ve dış ticarette kentlerin ihtiyacını karşılayabilmek ve gümrük gelirleri elde etmek amacıyla ithalatı destekliyorlardı. Avrupa’daki merkantilist anlayışa göre de ihracatı artırmak ulusal serveti ve işsizliği azaltmaya bir araçtı. Osmanlı Devleti ilk dönemlerinden itibaren Avrupalı devletlere ticareti özendirici bazı ayrıcalıklar vermiştir. Coğrafi keşifler sonunda ticaret yollarının değişmesi ile gelir kaybeden Osmanlı Devleti hemAvrupa’da siyasi destek bulmak hem de azalan gümrük vergilerini artırmak içinAvrupalı tüccarlara yeni ayrıcalıklar vermiştir.

XVII. ve XVIII. yüzyılda kapitülasyonlarla tanınan haklar genişletildi. Bu dönemde Osmanlı’nın siyasi gücünün azalmasıyla Avrupalı devletler, tüccarlarının ayrıcalıklarını artırma yoluna gitti.

Gümrük vergilerini yerli tüccardan az ödeyen Avrupalı tüccarlar, ayrıca kendi ticari mahkemesini kurma hakkını da elde etti. Osmanlı ülkesi içinde Avrupalı tüccar ile yerli tüccar rekabeti oluştu. Pek çok konuda Avrupalı tüccar daha avantajlı idi.

 

 

2. KONU XVII. YÜZYIL ISLAHATLARI

Islahat, içinde bulunulan kötü durumu daha iyi duruma getirebilmek için yapılan değişiklik, düzeltme ve iyileştirmelerdir. 

XVII. yüzyılda Osmanlı Devleti’nde yaşanan isyanlar, devlet kurumlarındaki bozulmalar, savaşlarda hedeflenen başarının kazanılamaması devletin eski gücünde olmadığının göstergeleriydi. Gerek bu aksaklıkları gidermek gerekse devlete eski güçlü dönemlerini yaşatabilmek için II. Osman, IV. Murat ve IV. Mehmet gibi padişahlar; Tarhuncu Ahmet Paşa ve Köprülüler gibi sadrazamlar bazı düzenlemeler yaptılar. 

Katip Çelebi ıslahatlar hakkında şöyle söylemektedir: 

İnsan yaşamı ile devlet yapısı birbirine benzer. Çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık… Kişi nasıl bu evrelerden geçiyorsa devletler de aynı akıbeti yaşar. Nasıl ki tabipler her yaşa uygun ilaçlar ve perhizler uyguluyorsa devletin tabipleri de (yöneticiler) devletlerin yaşını fark edip ona göre reçete yazmalıdır. Kişi tabibin bilgisi ile ilaç ve perhizine uygun davranarak yaşamını uzatabildiği gibi devlet de bilgili ve deneyimli yöneticilerin elinde ömrünü uzatabilir. Hastaya bakan tabibin bilgili olması yetmez. Hastaya sözünü dinletmesi acı olsa bile ilaca devam etmesi gerekir. Toplumdaki hastalıklar için de yöneticilerin kesin ve süratli müdahalesi gerekmektedir.

1.II. OSMAN (GENÇ OSMAN) DÖNEMİ VE ISLAHATLAR

II.osman

Islahat hareketlerine girişen ilk padişah II. Osman’dır. Ona göre devletin içinde bulunduğu karışık durumun sebebi adam kayırmalar, rüşvet ve kötü yönetimdi. Bu amaçla padişah yetkisini ve otoritesini artırmayı amaçlamıştır. Şeyhülislam ve ilmiye sınıfının yetkilerini sınırlandırmış, ilk kez saray dışından evlenerek değişik bir yol izlemiştir. Başkenti İstanbul’dan Anadolu’ya taşımayı dahi düşünmüştür. 

II. Osman, daha önceki hükümdarların geleneklerine uyarak Lehistan üzerine yapılan sefere bizzat katıldı. Bu sefere çıkma amaçlarından birisi asker üzerindeki otoritesini hissettirme düşüncesiydi. Padişahın bizzat katıldığı bu seferde Hotin Kalesi kuşatıldı ama alınamadı (1621). Kale kuşatılması sırasında yeniçerilerin isteksizliğini gören padişah Yeniçeri Ocağı’nı kaldırmayı düşünmüştür. Padişahın bizzat sefere katılması sorunun kaynağını görmesi açısından da çok önemlidir. Ancak padişah bu köklü ıslahat düşüncesini gerçekleştiremeden yeniçeriler tarafından öldürülmüştür.

 

2.IV. MURAT DÖNEMİ (SİYASİ OLAYLAR – ISLAHATLAR)

4.murad

II. Osman’ın 1622’de yeniçeriler tarafından öldürülmesinden sonra, kısa bir süre I. Mustafa padişah olmuştur. 1623’te I. Mustafa da tahttan indirilmiş ve tahta IV. Murat çıkarılmıştır. IV. Murat tahta çıktığında çocuk yaşta idi. Bu nedenle yönetim gücünü annesi Kösem Sultan ile Sadrazam Ali Paşa kullanmışlardır. Ancak zamanla IV. Murat olgunluk çağına gelince saray kadınları ve saray ağalarının etkisinden kurtulmuş ve devlet yönetimine egemen olmuştur.

IV. Murat, devletin kötüye gidişinin nedenleri ve bu kötü gidişin durdurulması için alınabilecek tedbirlere ilişkin devletin ileri gelenlerine raporlar hazırlattı. Bu raporlardan özellikle Koçi Bey ve Kâtip Çelebi’nin raporları önemlidir. Koçi Bey hazırladığı raporunda devletin Kanuni Sultan Süleyman’dan sonra yaşadığı sıkıntıları, kurumların nasıl bozulduğunu detaylıca ortaya koymuş ve çözüm önerilerini sunmuştur. IV. Murat da bu raporlar doğrultusunda ıslahat çalışmalarına başlamıştır. 

İktidara tek başına sahip olan IV. Murat, ıslahatlara başta annesi olmak üzere yönetimine etki eden kişileri engelleyerek başlamıştır. Yeniçeriler içerisinde zorbaları ortadan kaldırmış ve gereğinden fazla olan yeniçeri sayısını azaltmıştır. Böylece hem gücünü artırmış hem de askeri itaat altına almıştır. Maliyeyi yeniden düzeltmiş Koçi Bey’in raporu doğrultusunda hak etmeyenlerden dirliklerini geri almıştır. Dirlikleri layık olanlara vermiş ve otoriter bir güç ile İstanbul’un güvenliğini sağlamıştır. İsyanlara teşvik edici konuşmaların yapıldığı merkezler hâline gelen kahvehanelerde içki içme tütün kullanma ile birlikte sokağa çıkma yasaklarını uygulamıştır. Anadolu ve eyaletlerdeki isyanları bastırmıştır.Yaptığı bütün bu yaptırım ve ıslahatların amacı devlet otoritesini güçlendirmektir. IV. Murat dönemi siyasi olayları içerisinde Lehistan, Venedik ve İran ile yapılmış mücadeleler görülmektedir. Lehistan’ın vergilerini zamanında vermemesi, Venedik’in ise Dalmaçya kıyılarında isyan çıkarması nedenleriyle sefer hazırlıkları yapıldıysa da her iki tarafın barış talepleri üzerine savaş olmadan barış antlaşmaları imzalanmıştır.

İran ise Osmanlı-Avusturya savaşlarını ve iç isyanları fırsat bilerek sık sık Osmanlı topraklarına saldırmaya devam ediyordu. Bu nedenle IV. Murat, İran üzerine biri 1635 diğeri ise 1638’de olmak üzere iki sefer düzenledi. Yapılan seferler sonunda Revan ve Bağdat alındı. IV. Murat Bağdat Fatihi olarak anıldı. İran’ın isteği üzerine 1639’da Kasrışirin Antlaşması imzalandı. Buna göre: 

– Bağdat Osmanlı’ya, Revan veAzerbaycan İran’a bırakıldı.
– Zağros Dağları iki ülke arasında sınır oldu. 

Kasrışirin Antlaşması bugün de geçerli olan Türkiye – İran sınırını büyük ölçüde belirlemiştir.

kasrı-şirin-sonrası-sınırlar

TIMAR SİSTEMİNİN BOZULMASI

Devlete ekonomik, siyasi ve askerî anlamda önemli katkılar sağlayan tımar sisteminde XVII. yüzyıl ile beraber bozulmalar yaşanmaya başladı. Tımarların hak eden kişilere değil de rüşvet karşılığında başkalarına verilmesi sistemin bozulmasında temel etkendir. Merkezî otoritenin zayıfladığı bu dönemde tımar dağıtımındaki adaletsizlikler birçok tımar sahibinin dirliğini kaybetmesine neden oldu. Tımarlarını kaybeden pek çok dirlik sahibi ayaklanmalar çıkarmış ve Celali ayaklanmalarına sebep olmuştur.

Tımar sisteminin uygulanamaz hâle gelmesi üretimi azaltmıştır. Azalan üretim nedeniyle devlet, halktan yeterince vergi toplayamamıştır. Halka ağır vergiler koymak zorunda kalmıştır. Devletin koyduğu ağır vergileri karşılayamayan köylüler topraklarını terk ederek göç etmiştir. Böylece ekonomik anlamda önemli bir kaynağını kaybeden devlet ayrıca işsizlik ve göç gibi yeni bir sosyal problemle karşı karşıya kalmıştır.

Toprağını terk eden köylüler şehirlere göç etmiştir. Şehirlerde iş imkânları konusunda sorunlar yaşanmaya başlamıştır. İş bulamayanlar eşkıyalık faaliyetlerinde bulunduklarından şehirlerde asayiş problemleri de artmıştır.

Tımar sisteminin bozulması askerî teşkilatta da bozulmalara neden olmuştur. Sistem sayesinde hazineden para çıkmadan hazır bir ordu kuruluyordu. Sipahi sisteminin bozulmasıyla devlet, ücretli asker almak zorunda kaldı. Sekban adındaki bu ücretli askerler savaş zamanı asker, barış zamanı işsizdi. İşsiz kaldıkları dönemde de halktan haraç alıyorlardı. Tımar sistemi sayesinde ülkenin en uç bölgelerine dahi devlet otoritesi ulaştırılıyorken tımar sisteminin bozulmasıyla bu asayiş ve otorite ortamı da yok oldu.

 

İltizam ve Mukataa

Fatih Sultan Mehmet döneminde tımar dışında kalan bölgelerin vergilerini toplamak için getirilen bir düzendir. Bir bölgenin kanunla belirlenmiş vergisini toplayıp hazineye yatırma işidir. İhale ile belirlenen sistemde vergi kaynağı araziye mukataa, ihale sistemine iltizam, bu işi yapan kişilere de mültezim denirdi.

Mültezimler iltizam aldıkları bölgenin vergilerini devlete peşin öder sonra da gidip o bölgedeki vergileri kendisi toplardı. Devlet böylece nakit sıkıntısını giderirdi. Ancak bu uygulama mültezimi iltizam aldığı bölgenin yöneticisi konumuna getirmişti. Verdiği miktarın kat kat fazlasını halktan almaya çalışan mültezimlerin baskıları nedeniyle halk ağır vergileri ödeyemediği için toprağını terk etmek zorunda kalmıştı. Bu da üretimin düşmesine neden olmuştu.

 

 

3.XVII. YÜZYILDA AVRUPA’DA SİYASİ DURUM

Rönesans ve Reform hareketleri ile modernleşme yolunda önemli mesafeler kateden Avrupalı devletler XVII. yüzyıldan itibaren merkezî otoritelerini artırarak daha da güçlenmişlerdir. Coğrafi keşiflerle zenginleşen Aydınlanma Çağı ve yeni bilimsel gelişmelerle ilerleyen Avrupa devletleri arasında din merkezli savaşlar yaşanmıştır.

 

Otuz Yıl Savaşları (1618 – 1648)

utsal Roma – Germen (Alman) İmparatoru II. Ferdinand protestanlığı ortadan kaldırmak için İspanya ile birlik olup diğer Avrupa devletlerine savaş açtı. Fransa, İsveç, Danimarka, Hollanda ve Protestan Alman prenslikleri ile yapılan savaşları Kutsal Roma – Germen İmparatorluğu kaybetti. Savaşın sonunda imzalanan Vestfalya Antlaşması ile Avrupa halkına mezhep seçme özgürlüğü verildi.

Kutsal Roma – Germen İmparatorluğu savaş sonunda dağılırken İspanya güç kaybetmiştir. Fransa, Otuz Yıl Savaşları’ndan galip ayrılmış ve Kutsal Roma – Germen İmparatorluğu’ndan toprak alarak gücünü artırmıştır. Kazandığı zaferle gücünü iyice artıran Fransa kralı XIV. Loui “Devlet demek ben demektir.” sözü ile mutlakiyet anlayışını katı bir şekilde uygulayacağını gösterdi.

İngiltere, Otuz Yıl Savaşları’na katılmamıştı. İngiltere kraliçesi I. Elizabeth de tıpkı Fransa kralı gibi merkezî otoritesini artıran uygulamalar yaptıysa da 1640’taki isyanlar sonucunda parlamenter sisteme geçişi kabul etmek zorunda kaldı. Meşrutiyet yönetiminin başladığı İngiltere, cumhuriyete geçişin de ilk adımlarını atmış oldu.

İspanya, sömürgelerinin büyük kısmını XVII. yüzyılda kaybetti. Hollanda, Otuz Yıl Savaşları’nda İsviçre ile beraber bağımsızlığını ilan etti. Avusturya, XVII. yüzyılda gücünü korudu. Lehistan, taht kavgaları ve Rusya’nın genişlemesi sebebiyle gücünü koruyamadı. İsveç, Otuz Yıl Savaşları’nda galip geldi ve gücünü artırdı. Rusya, özellikle Çar I. Petro ile beraber güçlü bir devlet olma yolunda ilerlemeye başlamıştır.

 

4. XVII. YÜZYILDA AVRUPA’DA BİLİM VE TEKNİK ALANDAKİ GELİŞMELER

Avrupa’da Rönesans ve Reform ile modern düşünce ortamı oluşurken akıl ön plana çıkmaya başladı. Bu sayede modern bilimin temelleri atıldı. Teknik alanda önemli gelişmeler yaşanmaya başladı. Halk ve yöneticiler bilimsel faaliyetleri takip etmeye başladı. Bilim ve teknik alandaki gelişmeler sanat dallarını da etkiledi. Avrupa’daki skolastik felsefenin yerini özgür düşünce aldı. Bilimsel çalışmaların daha rahat yapılabilmesi için bilimsel akademiler açıldı. 


17.-yüzyılda-avrupada-bilim-insanları

17.-yüzyılda-avrupada-bilim-insanları2
Copernicus (Kopernik) 

Polonyalı astronom ve matematikçidir. Kopernik, dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndükleri kuralını açıklamıştır.Aynı zamanda bir rahip olan Kopernik kilise baskısına rağmen o zamana kadarki inanışlara ters olan bu teorisini, yazdığı kitaplarıyla tüm dünyaya anlatmıştır. 

Galileo (Galile) 

Modern fiziğin ve teleskopik astronominin kurucularındandır. Ticari alanda kullanılan pusula, ilkel bir termometre, kalp atışı ölçümü için bir sarkaç ve en önemlisi gelişmiş teleskopu icat etti. Gezegenler ve diğer gök cisimleri ile ilgili çalışmalar yaptı. Çalışmalarını İki Kâinat Sistemi Üzerine Konuşmalar adlı kitabında topladı. 

Bacon (Beykın) 

İngiliz filozof ve devlet adamıdır. Bilimsel çalışmalarda deney ve gözlemi ön plana çıkaran bir düşünceyi savunmuştur. Bilimin insanları aydınlatma ve geliştirme işlevini öne çıkarmıştır. Ona göre bilim, doğanın özüne yönelmelidir. Doğayı deney ve gözlemle kavramaya çalışmıştır. Denemeler, Bilimin İlerlemesi, Yeni Atlantis, Büyük Yeni Düzen yazdığı bazı kitaplarıdır. 

Kepler 

Alman gök bilimci, fizikçi ve matematikçidir. Dönemin ünlü astronomu Brahe ile çalışmalar yaptı. Yaptığı astronomik gözlemler sonucu gezegenlerin hareketlerini araştırdı. Rudolf’un Cetvelleri adlı kitabında gezegenlerin temel tablolarını yayımladı. 

Pascal (Paskal) 

Fransız matematikçi, fizikçi ve düşünürdür. 1642’de bir hesap makinesi icat etti. Pascal Üçgeni olarak bilinen karakteristik üçgeni buldu. Sıvıların kararsızlığı üzerine kitapçık yazdı. Bu kitabında basınç kanununu açıkladı. Bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu buldu. 

Newton (Nivtın) 

İngiliz fizikçi, matematikçi ve astronomdur. Diferansiyel ve integral hesabını bulmuştur. Renkler ve optik üzerine de çalışmalar yapan Newton’un bilim tarihine en büyük hediyesi yer çekimi kanununu bulması olarak kabul edilir. 

Yapılan bilimsel çalışmalar sonunda bu dönem, Akıl Çağı olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemdeki çalışmalar Avrupa’da sanayinin hızla gelişmesini sağladı. Gelişen sanayi bir sonraki yüzyılda yaşanacak olan Sanayi İnkılabı’nın da zeminini hazırlamıştır. Sanayisi gelişen Avrupa devletleri, dünya siyasetinde daha çok sözü geçen bir güç hâline geldi.

 

 

3.KONU IV. MEHMET DÖNEMİ (1648 – 1687)

4.mehmet

IV. Murat öldükten sonra yerine İbrahim, padişah oldu. İbrahim dönemi (1640 – 1648) vezirlerin yönetime karıştığı, yeniçerilerin çokça isyan çıkardığı, iç karışıklıkların yoğun yaşandığı bir dönem olmuştur.1648’de yeniçerilerin bir isyanı sonunda İbrahim tahttan indirilmiş ve yerine çocuk yaşta olan IV. Mehmet padişah olmuştur. IV. Mehmet, kendisi yönetecek çağa gelinceye kadar ülkeyi IV. Mehmet’in annesi ve vezirler yönetmiştir.

 

1. IV. MEHMET DÖNEMİ ISLAHAT ÇALIŞMALARI

IV. Mehmet, yönetimi annesinin ve vezirlerin elinden aldıktan sonra devletin kötü gidişine son

verebilmek için güvendiği devlet adamlarını göreve getirdi. IV. Mehmet’in görevlendirdiği bazı devlet

adamları ve yaptıkları ıslahatlar şunlardır:

Tarhuncu Ahmet Paşa:

Çoğunlukla maliye alanında ıslahatlar yapmıştır. Devletin en önemli sorununun gelir-gider dengesizliği olduğunu düşünüyordu. Has ve zeamet gelirlerini doğrudan hazineye aktardı. Saray masraflarını kıstı ve hediyeler verilmesini azalttı. Modern anlamda ilk kez bütçe çalışması yaptı. Rüşvet alınmasını engellemeye çalıştı. Hazineye borçlu olanlardan tahsilat yaptı. 

Köprülü Mehmet Paşa:

Padişaha sunduğu şartları kabul olan Köprülü Mehmet Paşa, orduyu disiplin altına aldı. Hatalı gördüğü devlet adamlarını görevden uzaklaştırdı. İstanbul’da görüş ayrılığındaki bazı din ulemasını değişik yerlere görevlendirip tartışmalara son verdi. Görevini yapmayan memur ve askerin maaşını kesti. Donanmayı düzenledi. Ordu ve donanmada yaptığı ıslahatlar başarılı oldu ve Venediklilerden Bozcaada ve Limni Adaları geri alındı. Erdel beyinin isyanını bastırarak devlet otoritesini güçlendirdi.

Köprülü FazılAhmet Paşa:

Köprülü Mehmet Paşa’nın ölümünden sonra sadrazamlığa getirilen oğlu Köprülü Fazıl Ahmet Paşa ekonomik ve askerî alanda yeniliklere ağırlık verdi. Devlet giderlerini kıstı. Bütçe açığını azalttı. Orduyu yeniden düzenledi. Topçu sınıfını güçlendirdi. Fazıl Ahmet Paşa İstanbul Çemberlitaş’ta kütüphane kurdurdu.

 

17. Yüzyıl Islahatlarının Genel Özellikleri

– Kişilere bağlı kalmıştır. Devamlılık olmadığı için sonuca ulaşılamamıştır.
– Nedenleri araştırılmadan sorunlara çözüm arandığı için kalıcı çözümler bulunamamıştır.
– Avrupa’daki gelişmeler takip edilememiştir.
– Yapılan ıslahatlar daha çok askerî alanda yapılmıştır.
– Islahatlara yeniçeriler, devlet adamları, saray kadınları ve ulema engel olmaya çalışmıştır.
– Baskı ve şiddet yolu ile devlet otoritesi sağlanmak istenmiştir. Ancak bu yol, ıslahatların halk tarafından benimsenmesine engel olmuştur.

2. IV. MEHMET DÖNEMİ SİYASİ OLAYLARI

IV. Mehmet döneminde içeride ıslahat çalışmaları yapılırken dışarıda ise Avrupa devletleri ile

mücadeleler devam etmekteydi.

  1. Osmanlı -Venedik İlişkileri

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Doğu ve Orta Akdeniz’deki adaların alınmasıyla buradaki üstünlük Osmanlı Devleti’ne geçmiştir. Ancak Venedik bu durumu bir türlü kabullenemedi. Girit Adası’nı elinde bulunduran Venedikliler her fırsatta Osmanlı’nın ticaret yapan ya da hacı taşıyan gemilerine saldırıyorlardı. Osmanlı Devleti’nin tam anlamıyla Akdeniz’e hâkim olabilmesi için stratejik önemi olan Girit’i alması gerekiyordu. Bu nedenlerle Osmanlı donanması 1645’te Girit’i kuşattı. Kuşatma sırasında Venedik bir ara Çanakkale Boğazı nı abluka altına aldı. Köprülü Mehmet Paşa ablukayı kaldırdı. Papalık liderliğinde Fransa ve İspanya Venedik’e yardıma geldi. Kuşatma tam 24 yıl sürdü.1669’da Köprülü Fazıl Ahmet Paşa döneminde ada fethedilebildi. Kuşatmanın bu kadar uzun sürmesi hem Osmanlı maliyesini hem de Osmanlı donanmasını olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca Osmanlı donanmasının eski gücünde olmadığını göstermiştir.

girit-kuşatması

 

  1. Osmanlı-Avusturya İlişkileri

1606 Zitvatorok Antlaşması’yla sağlanan iki ülke arasındaki barış ortamı Avusturya’nın Erdel Beyliği’nin iç işlerine karışmasıyla yeniden bozuldu.1662’de başlayan savaşlarda Köprülü FazılAhmet Paşa Uyvar Kalesi’ni ele geçirdi. Uyvar Kalesi’nin alınmasından sonra Avrupa’da “Uyvar önünde bir Türk gibi güçlü” sözü söylenir oldu. Avusturya’nın barış isteği ile 1664’te Vasvar Antlaşması’nın imzalanması ile son bulmuştur.Bu antlaşmaya göre:

– Uyvar ve Neograd Kaleleri Osmanlı’ya bırakıldı.
– Avusturya, Osmanlı Devleti’ne savaş tazminatı verecekti.
– Erdel, Osmanlı Devleti’ne bırakılacaktı.

 

  1. Osmanlı – Lehistan İlişkileri

Lehistan’ın Osmanlı denetimindeki Ukrayna Kazakları’na saldırması sonucu padişah IV. Mehmet Lehistan üzerine sefere çıktı. Bazı kalelerini kaybeden Leh kralı barış istedi.1672’de imzalanan Bucaş Antlaşması’na göre:


– Podolya, Osmanlı’ya bırakıldı..
– Ukrayna, Osmanlı egemenliğindeki Kazaklara bırakıldı..
– Lehistan yılda 200 bin altın vergi verecekti.
.
Vergi maddesini Leh Diyet Meclisi’nin kabul etmemesi üzerine savaş yeniden başladı.1676 yılına kadar süren savaşlar sonunda Bucaş Antlaşması vergi maddesi hariç aynen kabul edildi..
.
Osmanlı Devleti’nin Batı’da toprak kazandığı son antlaşmadır. Bu antlaşmayla Batı’da en geniş sınırlara ulaşılmıştır

ukrayna-kamaniçe-kalesi

  1. Osmanlı – Rusya İlişkileri

Rusya Osmanlı Devleti himayesindeki Özi Kazaklarına saldırınca Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa sefere çıktı ve 1678’de Çehrin Kalesi’ni aldı. Rusların isteği ile Bahçesaray (Çehrin) Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre:

– Kiev, Ruslarda kalmaya devam etti.
– Özi (Dinyeper) Nehri iki devlet arasında sınır oldu.
– İlk Osmanlı – Rus antlaşması olması yönüyle önemlidir.

 

e. II.Viyana Kuşatması (1683)

Avusturya, Orta Avrupa’da güçlü konuma gelebilmek için Macaristan’ı almak istiyordu. Vasvar Antlaşması’ndan (1664) sonra oluşan barış ortamı Avusturya’nın Macaristan’a saldırıları ile yeniden bozuldu. Katolik mezhebinden olan Avusturya, Protestan Macarlara saldırılar düzenledi. Macar kontu Tökeli İmre saldırılara karşı ayaklanarak Osmanlı Devleti’nden yardım istedi. Sadrazam Fazıl Ahmet Paşa Vasvar Antlaşması kapsamında bu yardım isteğini kabul etmedi. Fazıl Ahmet Paşa’nın ölümünden sonra sadrazam olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Macarların yardım isteğini kabul etti. IV. Mehmet’i ikna eden Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa bazı komutanların karşı çıkmasına rağmen savaş kararı aldı. Hazırlanan ordu ile Avusturya üzerine sefere çıkıldı (1683).

Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Viyana’yı kuşattı. Osmanlı ordusuna Eflâk, Kırım, Erdel ve Boğdan Beyleri de katıldı. Bu kuşatmaya tek başına karşı koyamayacağını anlayan Avusturya imparatoru Avrupa devletlerinden yardım istedi. Papanın teşvikiyle Alman, Fransız ve Lehlerden oluşan bir Haçlı ordusu Avusturya’nın yardımına geldi.

Osmanlı ordusu kuşatma yaparken Kırım hanına da Leh kuvvetlerinin Tuna Nehri’ni geçmesini engelleme görevi verilmişti. Kırım hanı, Leh ordusuna engel olmayınca Osmanlı ordusu kale ile Haçlı ordusu ateşi arasında kaldı. İki ay süren kuşatma sonunda Osmanlı ordusu ağır bir yenilgi aldı ve geri çekilmek zorunda kaldı. Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, yenilginin bedelini hayatıyla ödedi.

merzifonlu-kara-mustafa-paşa

f. Kutsal İttifak

II. Viyana Kuşatması’nda Osmanlı ordusunun bozguna uğratılması Avrupa devletlerini harekete geçirdi. Osmanlı Devleti’nin bu zor durumundan yararlanmak amacıyla papa,Avrupa devletlerini birlik olmaya çağırdı. Osmanlı Devleti’ni Avrupa’dan tamamen atmak hevesiyle bir araya gelen devletlerin kurduğu birliğe Kutsal İttifak dendi. Kutsal İttifak içerisinde Avusturya, Venedik, Lehistan, Malta ve Rusya vardı. Kurulan bu birlik, Osmanlı’ya dört cepheden saldırdı. Avusturya, Erdel ve Macaristan’a; Lehistan Podolya’ya; Venedik ise Dalmaçya ve Mora kıyılarına saldırdı. 

Osmanlı Devleti Kutsal İttifak devletleriyle süren mücadelesinde dönem dönem başarılar kazandı. Ancak Köprülü Fazıl Mustafa Paşa dönemindeki Salankamen ve II. Mustafa dönemindeki Zenta Seferlerinde ağır yenilgiler alındı. On altı yıl süren savaşlar sonunda karşı koyacak gücü kalmadığını anlayan Osmanlı Devleti barış istemek zorunda kaldı.  

 

g. KarlofçaAntlaşması (1699)

İngiltere ve Hollanda elçilerinin aracılığıyla yapılan görüşmeler sonunda Osmanlı ile Avusturya, Venedik ve Lehistan arasında imzalanan antlaşmadır. 

Karlofça Antlaşması’nın Maddeleri 

– MoraYarımadası, Dalmaçya kıyıları ve Ayamavra Adası Venedik’e verildi.
– Podolya ve Ukrayna Lehistan’a verildi.
– Temeşvar ili ve Banat Yaylası hariç bütün Macaristan ve Erdel, Avusturya’ya verildi.
– Bu antlaşma yirmi beş yıl sürecekti.
– Antlaşma Avusturya’nın kefilliği altında olacaktı. 

Karlofça Antlaşması’nın Sonuçları 

– Osmanlı Devleti’nin Batı’da bu kadar büyük ölçüde toprak kaybettiği ilk antlaşmadır.
– Avrupa, Osmanlı Devleti’ne karşı savunmadan saldırıya geçti.
– Türklerin Avrupa’da ilerleyişi durdu ve geri çekiliş başladı (1921 Sakarya Zaferi’ne kadar).

karlofça-anlaşması-sınırlar

h. İstanbulAntlaşması (1700)

Rus delegesinin imza yetkisi olmadığı için Rusya, Karlofça Antlaşması’nı imzalamadı. Rusya ile bir yıl sonra 1700 yılında İstanbulAntlaşması imzalandı. 

İstanbul Antlaşması’nın Maddeleri 

– Azak Kalesi Rusya’ya verilecekti.
– Rusya İstanbul’da sürekli elçi bulundurabilecekti. 

Önemi: İstanbul Antlaşması ile Ruslar Azak Kalesi’ni alarak Karadeniz’e inme politikasında ilk adımını atmış oldular.

 

3. XVII. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ’NDE KÜLTÜR, BİLİM, SANAT VE MİMARİ

XVII. yüzyıl Avrupası’nda özellikle bilim ve sanat alanında önemli gelişme ve değişmeler yaşanırken

Osmanlı Devleti’nde aynı paralellikte seyreden bir gelişim görülmemektedir. Ancak bu dönemde Osmanlı Devleti’nde de bilimsel çalışmalar yapılmış önemli eserler ortaya konmuştur. Matematik, tıp ve astronomi alanında yeni eserlerden çok çevirilere ve önceden yazılmış eserlerin açıklanmasına ağırlık verilmiştir. Edebiyat, tarih, müzik ve güzel sanatlar alanlarında yeni eserler ortaya konulmuştur. Hat sanatında Hattat Hafız Osman’ın önemli eserleri vardır.

 

 

SULTAN AHMET CAMİSİ

Sultan Ahmet Camisi, 1609 – 1616 yılları arasında Sultan I. Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihî yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılmıştır. Cami mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için ve yarım kubbeleri ile büyük kubbesinin içi de mavi ağırlıklı kalem işleri ile süslendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır. Sultan Ahmet Camisi külliyesiyle birlikte, İstanbul’daki en büyük yapılardan biridir. Bu külliye bir cami, medreseler, hünkâr kasrı, arasta, dükkânlar, hamam, çeşme, sebiller, türbe, darüşşifa, sıbyan mektebi, imarethane ve kiralık odalardan oluşmaktadır.

sultan-ahmet-cami

Caminin mimari ve sanatsal açıdan dikkat çeken en önemli yanı, 20.000'i aşkın İznik çinisiyle bezenmesidir. Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır. Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır. 43 metre yüksekliğindeki merkezî kubbesinin çapı 23,5 metredir. Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmıştır. Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır. Sultan Ahmet Camisi, Türkiye'nin altı minareli ilk camisidir.

Türk Ansiklopedisi, C 1, s. 243 – 244 (Özetlenmiştir.)

 

Sanatçılar ve Bilim İnsanları Eserleri ve Eserlerinin Özellikleri

sanatçılar-ve-eserleri

Evliya Çelebi

XVII. yüzyılda yaşamış ünlü Türk gezginidir. Seyahatname adındaki 10 ciltlik eserinde gezip gördüğü ülkelerin coğrafyası, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi verir.

 

Kâtip Çelebi

Tarih, coğrafya, felsefe alanında çalışmalar yapmıştır. Cihannüma, Mizanül Hakk,Tuhfetül’l Kibar fi Esfari’l Bihar, Düsturul Amel fi İslahi’l Halel yazdığı bazı kitaplarıdır.

 

Nâbî

Toplum ve sosyal hayatla ilgili şiirler yazmıştır. Şiirlerinde toplumsal sorunlara çözümler sunmaya çalışmıştır. Hayrabad, Tuhfetü’l Harameyn önemli eserlerindendir.

 

Naima

Osmanlı Devleti’nin ilk resmî tarihçisidir (vakanüvis). Yaşadığı dönemdeki olayları anlattığı Naima Tarihi adında bir kitabı vardır.

 

Nef’i

Türk edebiyatının en önemli hiciv şairlerindendir. Siham-ı Kaza önemli bir eseridir. Dönemin sadrazamları ve devlet adamlarına yönelik eleştirel şiirler yazmıştır.

 

Karacaoğlan

Aşk, gurbet, doğa, sıla özlemi ve ölüm üzerine şiirler yazmış halk ozanıdır. Şiirlerini hece ölçüsü ve yaşadığı bölgenin konuşma diliyle yazmıştır.

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir