II. ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR

Ana Sayfa » 9.SINIF TARİH » II. ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR
Sitemize 06 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 11.968 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

II. ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR

1.  KONU: TARİHİ ÇAĞLARA GİRİŞ

İnsan, düşünebilme ve düşündüğünü yaşama aktarabilme yeteneği ile diğer canlılardan ayrılır. Bu farklı özelliği neticesinde hayatını kolaylaştırmak, yapısında var olan merak ve keşfetme duygusunu tatmin etmek maksadıyla geçmişi ve çevresini tanıma ihtiyacı hissetmiştir. Bu nedenle tarihe yönelik araştırmalara büyük önem vermiştir. Ancak insanlık tarihinin uzun bir zamanı kapsaması geçmiş ile ilgili ayrıntılı araştırma yapmayı zorlaştırmış, tarih zamana göre sınıflandırılmıştır. Yazının bulunmasından önceki döneme Tarih Öncesi Çağlar, yazının icadından sonraki döneme Tarih Çağları denilmiştir.

tarih-çağları

1. Tarih Öncesi Çağlar

Yazılı kayıt ve belgelerin olmadığı Tarih Öncesi Çağlar hakkında tarih bilimi en çok arkeolojiden yararlanır. Bu döneme ait bilgiler daha çok arkeolojik bulgulardan elde edilir. Yeni bulgularla birlikte bu döneme ait bilgilerimiz de değişebilir. Tarih Öncesi Çağlar Taş Çağı ve Maden Çağı olarak ikiye ayrılır.

 

a. Taş Çağı

Eski Taş (Paleolitik) Çağı (MÖ 600.000-10.000): Yüz binlerce yıl süren bu dönem insanlık tarihinin en uzun dönemidir Genellikle çakmak taşlarının yontulmasıyla şekillendirilmiş kesici, delici ve kazıcı aletler bu dönemin en belirgin buluntularıdır.

Tarihin bu döneminde insanlar tamamen doğaya bağlı kalmış, avcılık ve toplayıcılık ile hayatiarını sürdürmüşlerdir. Hayvan postlarından giysi yaparak soğuktan korunmuşlardır. Mağara ve kaya sığınaklarını barınak olarak kullanmışlardır Bu çağın sonlarına doğru mağara duvarlarına hayvan ve av sahneleri resimleri yapmışlardır.

Dünyada Paleolitik Döneme ait ilk izlere İspanya'daki Altamira, Fransa'da Lasque (Laskö) mağaralarında rastlanmıştır Türkiye'de bu döneme ait kalıntıların bulunduğu yerlere Antalya'da Karain, Beldibi ve Belbaşı; İstanbul'da Yarımburgaz mağaraları örnek gösterilebilir. Yarımburgaz Mağarası, Türkiye'deki bilinen en eski yerleşim yeridir

Orta Taş (Mezolotik) Çağı (MÖ 10.000-8.000): Bu dönemde insanlar, Eski Taş Çağında olduğu gibi hayatlarını avcılıkla ve toplayıcılıkla sürdürmüşler; mağara ve kaya sığınaklarında yaşamaya devam etmişlerdir.Daha sonra buzullar erimeye, başlamış ve bu dönemin sonlarına doğru ateş bulunmuştur.

Bu çağın en özgün buluntuları çakmak taşından yapılmış, mikrolit adı verilen ve günlük yaşamda kullanılmaya yönelik küçük araç gereçlerdir. Orta Asya'da Mezolotik Çağa ait  en eski yerleşim yeri Güney Tacikistan'daki Kuldara (Ceyhun Nehri'nin yukarı kısmı) bölgesidir. Türkiye'de bu dönemi aydınlatan merkezlerden bazıları Antalya'da Beldibi, Ankara'da Macunçay, Göller yöresinde Baradiz, Samsun'da Tekkeköy mağaralarıdır.

eski-çağlarda-anadoludaki-yerleşim-yerleri

Yeni Taş (Neolitik) Çağı (MÖ 8000-5500):

çatalhöyük-konya

Mağara ve kaya sığınaklarında yaşayan insanlar, ovalara ve su kenarlarına inmişler; toprağı işlemeye başlayarak tarımsal üretime geçmişlerdir İlk kez köylerin kurulduğu bu dönemde insanlar kendilerine ağaç dallarından ve kamışlardan kulübeler yapmışlar;korunmak amacıyla kulübelerini çamurla sıvamışlar köylerin etrafını hendek ve çitlerle çevirmişlerdir Bu çağda insanlar.yiyecek ve içeceklerini muhafaza etmek için kilden küp, çanak, çömlek yapmışlardır Bazı bitkilerin liflerinden elbise dikmişlerdir Köpek, at, koyun, keçi, sığır gibi hayvanları evcilleştirilmiştir.

Yeni Taş Çağına önce Ön Asya'da (Mezopotamya, Anadolu, İran, Suriye) girilmiştir Türkiye'de bu çağa ait kalıntılara Konya yakınlarında bulunan Çatalhöyük, Diyarbakır yakınlarında bulunan Çayönü ve Gaziantep Sakçagözü'nde rastlanmıştır Çayönü Türkiye'de ve Güneydoğu Avrupa'da Yeni Taş Çağında kurulan ilk köy yerleşim yeri, Konya'da bulunan Çatalhöyük ise insanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesi olarak kabul edilmektedir

 

 

b.  Maden Çağı

Bakır (Kalkolitik) Çağı : Taş Çağının sonlarına doğru maden keşfedilmiştir İnsanların ilk buldukları ve kullandıkları maden bakırdır. Bakırın tabiatta bol bulunması ve kolay işlenir olmasından dolayı bu madenden silah, günlük kullanıma yönelik kap kaçak yapılmıştır Altın ve gümüş madenleri daha çok süs eşya yapımında kullanılmıştır. Madenin insan yaşamına girmesiyle tarımda bereketi simgeleyen madenî heykelcikler yapılmaya başlanmıştır

Türkiye'de bu döneme ait merkezler arasında Çorum'da Alacahöyük, Denizli'de Beycesultan, Çanakkale'de Kumtepe ve Truva, Samsun'da İkiztepe gibi yerleşim yerleri bulunmaktadır

 

 

Tunç Çağı: İnsanlar zamanla bakırla birlikte kalayı eriterek daha sert bir karışım olan tuncu elde ettiler. Bu dönemde site adı verilen ilk şehir devletleri kurulmuş, bunun ardından Mezopotamya'da Sümer ve Akad; Anadolu'da Hitit Devleti gibi ilk büyük devletler ortaya çıkmıştır

Türkiye'de bu dönemi aydınlatan en önemli merkezler arasında Ankara'da Ahlatlıbel, Kayseri'de Kültepe yer almaktadır.

Demir Çağı: Demirin bulunup işlenmesi insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biridir. Başlangıçta "dövme" tekniği ile demirden az sayıda araç üretilebilmiştir Bu çağda, üretim artmış, ticaret ve silah yapım teknikleri gelişmiştir Küçük şehir devletlerinin yerini büyük devletler almaya başlamıştır Bu devrin sonunda yazının bulunmasıyla Tarih Çağlarına geçilmiştir

Anadolu'daki bazı yerleşim yerleri, tarih öncesi çağlarda kurulmuş, varlıklarını daha sonraki dönemlerde de devam ettirmiştir Burdur'da Hacılar, Çanakkale'de Truva, Yozgat'ta Alişar, Çorum'da Alacahöyük bu tür yerleşmelere örnek gösterilebilir Hacılar Höyüğü'nün etrafı duvarlarla çevrilidir Bu duvar, düşman tehlikesine karşı yapılan surların ilk örneklerindendir.

truva-çanakkale

Truva'da yapılan kazılarda üst üste dokuz şehir kurulduğu ortaya çıkarılmıştır Bu şehirlerin ilk beşi, Tarih Öncesi Çağlara, dördü ise İlk Çağa aittir Alişar'da yapılan kazılarda buranın yedi yerleşim katından oluştuğu anlaşılmıştır Bunlardan ilk üçü, Tarih Öncesi Çağlara, dördü ise İlk Çağa aittir Alişar'dan elde edilen buluntulardan burada yaşayanların çanak ve çömlek yapımında ilerlemiş oldukları anlaşılmaktadır

Alacahöyük ise dört yerleşim merkezinden oluşmaktadır Bunlardan ilk ikisi tarih öncesine, diğerleri İlk Çağa aittir Kazılarda bulunan altın, gümüş ve bakırdan yapılmış güneş kursları, Orta Anadolu'da ileri bir uygarlığın varlığını göstermektedir

 

2.   Tarih Çağları

I. ünitedeki "Tarihin Sınıflandırılması" konusunda tarih biliminin çok geniş bir çalışma alanına sahip olduğu ve bu nedenle geçmişin ayrıntılarıyla incelenmesinde zorluklar yaşandığından bahsedilmişti. Tarih Öncesi Çağlarda olduğu gibi Tarih Çağları da bölümlere ayrılmış,bu bölümlere İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ ve Yakın Çağ adlarını almıştır.

 

2. KONU: İLK ÇAĞ UYGARLIKLARI

1. Kültür ve Uygarlık

Kültür, bir millete ait maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bu değerler göç, savaş, ticaret gibi yollarla dünyanın farklı bölgelerine taşınmış ve kültürler arası etkileşim meydana gelmiştir. Bunun sonucunda zaman içerisinde uygarlık adı verilen milletlerarası ortak değerler oluşmuştur. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren dünyanın farklı yerlerinde birçok uygarlık meydana gelmiştir. İnsanlar, ilk çağlardan itibaren verimli tarım alanlarını, su kenarlarını yerleşim yeri olarak seçmişler ve buralarda ilk uygarlıkların temellerini atmışlardır. Anadolu, Mezopotamya, Mısır, İran, Çin ve Hindistan önemli uygarlıkların kurulmuş olduğu bölgelerdir. Sümer, Akad, Elam, Babil, Asur kültürleri Mezopotamya’yı; Hitit, Frigya, İyon,Lidya ve Urartu kültürleri ise Anadolu’yu önemli bir uygarlık merkezi hâline getirmiştir. Anadolu ve Mezopotamya’da olduğu gibi Orta Asya bozkırları ve Çin’in Sarı Irmak bölgesi de birer uygarlık merkezidir.

 

Anadolu, Akdeniz, Arabistan, İran, Hindistan ve Türkistan’da kurulan uygarlıkların kesişme noktası Mezopotamya “iki nehir arasındaki ülke” olarak tanımlanmıştır. Fırat ve Dicle Irmakları arasında yer alan, oldukça verimli bir tarım havzası olan Mezopotamya’da Sümer, Elam, Akad, Babil ve Asur gibi devletler kurulmuştur.

2. Mezopotamya Uygarlığı

mezopotamya-uygarlığı

a. a. Sümerler (MÖ 4000 – MÖ 2350)

Mezopotamya'da ilk şehir devletlerini Sümerler kurmuşlardır. En önemlileri Ur, Uruk, Kiş, Lagaş olan bu şehir devletlerine "site" adı verilmiştir. Bu devletler arasında siyasi ve ekonomik nedenlerle sık sık savaşlar yapılmıştır. Siteler, etrafı surlarla çevrili, "ziggurat" adı verilen tapınak ve onun etrafındaki evlerden meydana gelmiştir. Sitelerin başlarında patesi veya ensi adı verilen krallar bulunur ve Tanrı adına ülkeyi yönettiklerini iddia ederlerdi. Patesi çevresindeki sitelere hakim olursa "lugal" Sümer ülkesine hâkim olursa "lugal kalma" unvanını alırdı. Devlet yönetiminde krala yardımcı olan danışma meclisleri de bulunurdu. Aynı zamanda Sümer kralları, dinî törenleri idare eder, savaş sırasında ordunun başında bulunur ve hukuki yetkileri elinde toplardı. Kraliçe devlet işlerinde oldukça etkiliydi. Sümer Devleti'nde krallar ve rahipler en üst sınıfı oluştururken halk, hürler ve köleler olmak üzere sosyal sınıflara ayrılmıştı. Sümerlerde köleler haricinde her erkek asker sayılmış, ordu yaya ve savaş arabalarını kullanan süvarilerden oluşmuştur.

Çok tanrılı bir inanca sahip Sümerler ölümden sonraki yaşama inanmamışlardır. Gılgamış, Tufan ve Yaratılış destanları Sümerler tarafından meydana getirilmiştir.

Sümerler, ev ve tapınaklarını ateşte pişirilmiş kerpiç ve tuğlalardan yapmışlardır. Mimaride sütun, kubbe, kemer tarzını kullanmışlardır. Oymacılık, kuyumculuk, heykel vb. sanat dallarıyla ilgilenmişlerdir. Sümerler kara sabanı kullanarak ve sulama amaçlı kanallar inşa ederek tarımın gelişmesini sağlamışlardır.

Sümerler, astronomi alanında gelişmiştir. Ayrıca matematik ve geometride gelişme göstererek dört işlemi kullanmışlar, bölme ve çarpma cetvelleri hazırlamışlar, yüzey ve hacim ölçmeyi gerçekleştirmişler, daireyi 360 dereceye bölmüşlerdir.

c.  Akadlar (MÖ 2350 – MÖ 2100)

Sami kökenli Akadlar, MÖ 4000'de Arap Yarımadası'ndan gelerek Orta Mezopotamya'ya yerleşmişlerdir. Kral Sargon döneminde devlet hâline gelmişler; kısa sürede Mezopotamya'ya hâkim olmuşlardır. Başkentleri Agade şehridir. İlk düzenli ordu sistemini meydana getirenAkadlar, tarihte bilinen ilk imparatorluğu kurmuşlardır. Akadlar, MÖ 2100 yıllarında Sümerler tarafından ortadan kaldırılmıştır.

 

Sümer kültüründen etkilenen Akadlar, onlar gibi çok tanrılı bir inanca sahiptiler; kurdukları imparatorluk sayesinde Sümer kültürünü Ön Asya'ya yaymışlardır.

d.  Elamlar (MÖ 3000 – MÖ 640)

 

Mezopotamya uygarlığı içerisinde incelenen Elamlar, Mezopotamya bölgesinin dışında; Sümer ülkesinin doğusunda yaşamışlardır.Sümer egemenliğine son veren Elamlar, ilk dönemlerinde şehir devletleri şeklinde örgütlenmişlerdir.Sus sitesi prensi, diğer siteleri de egemenliği altına alarak Elam Krallığı’nı kurmuştur.Madencilik, çömlek yapımı ve seramik sanatında ilerleyen, çivi yazısını kullanan Elamlar’a Asurlular son vermiştir.

e.  Babiller (MÖ 2100 – MÖ 539)

 Samilerin bir kolu olan Amurrular tarafından kurulmuştur.Başkenti Babil’dir.I.Babil Devleti’nin Hititler tarafından yıkılmasından sonra II.Babil Devleti kurulmuş ve bu devlet Persler tarafından ortadan kaldırılmıştır.I.Babil Devleti’nin en güçlü Kralı Hammurabi dine dayalı devlet anlayışı yerine, gücünü ordudan alan mutlak krallık anlayışını getirmiştir.
Babiler, Sümerlerin etkisi altında kalmışlar, tapınaklarına ziggurat adını vermişlerdir.

ziggurat

Başlıca geçim kaynakları tarım ve ticarettir.Mimari açıdan Mezopotamya’nın en gelişmiş uygarlığı Babillerdir.Babil’in Asma Bahçeleri bu alandaki en güzel örnektir.

babilin-asma-bahçeleri

e. Asurlular MÖ 2000 – MÖ 609)

Asya kökenli kavimlerle Arabistan kökenli Samilerin karışımından oluşan Asurlular, Yukarı Mezopotamya’da yaşamışlardır.Hayvancılık ve ticaret ile uğraşan Asurlular askeri güce dayalı bir imparatorluk kurmuşlardır.Başkentleri Ninova olan Asurlular, Anadolu’da Kültepe, Alişar ve Boğazköy’de ticaret kolonileri kurmuşlardır.Bu koloniler aracılığıyla yazıyı Anadolu’ya taşımışlardır.Asurlular diğer devletlerde olduğu gibi çivi yazısı kullanmışlardır.Anadolu’daki ilk yazılı kaynaklar Asur tüccarlarının bıraktıkları Kültepe’deki tabletleridir.Heykeltıraşlıkta önemli gelişmeler gösteren Asurlular’ın kabartmalı ünlüdür.

 

3. Orta Asya Uygarlığı

orta-asya-uygarlığı

 Orta Asya’da kurulan kültür merkezlerinin tarihi MÖ 5000 yıllarına kadar uzanmaktadır.Burada yapılan kazılar sonucu Yontma Taş Çağına uzanan gelişmiş kültür bölgeleri ortaya çıkarılmıştır.Kazılarda elde edilen bulgulardan bu kültürlerin Orta Asya’da kurulan Türk devletlerini birçok yönden etkilediği anlaşılmıştır. Anav kültürü, Batı Türkistan’da Aşkabat yakınlarında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış en eski kültürdür.Afanesyevo kültürü ise Altay/Sayan dağlarının kuzey batısında yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış, Türklerin en eski kültürüdür.Tunçtan ve altından yapılmış eşyalar ilk defa Andronova kültüründe bulunmuştur.Abakan bölgesindeki Tagar kültürü ise en gelişmiş kültürdür.Orta asya ve Karadeniz’in kuzeyinde önemli uygarlık kuran topluluklardan biri de İskitlerdir.MÖ VII ile MÖ II. Yüzyıllar arasında yaşamışlardır.Savaşçı bir topluluk olan ve Kafkasya üzerinden Anadolu’ya seferler yapan İskitler, Medlerle birleşerek Urartu Devleti’ni yıkmışlar, Suriye’yi geçerek Mısır’a kadar ilerlemişlerdir.İskit-Pers savaşları İskitlerin Alp er Tunga, İranlıların da Şehname destanlarına konu olmuşlardır.İskitler altın, gümüş işçiliğinde usta olduklarından “bozkurtların kuyumcuları” olarak tanımlanmışlardır.İskitler göktanrı dinine inanıyorlardı.

 

4.  Mısır Uygarlığı

mısır-uygarlığı

Afrika’nın kuzeydoğusunda yer alan Mısır’da ilk yerleşmeler Nil Nehri kıyılarında olmuştur.Mısır’da ilk siyasi teşkilatlanma “nom” adı verilen şehir devletleri şeklindedir.MÖ 3000 yılında Kral Menes, Mısır’a tamamen hakim olarak ülkede ilk kez siyasi birliği sağlamıştır.Kral Menes ile beraber Mısır’da “firavun” adı verilen dini ve siyasi gücü olan tanrı-kralların yönetimi başlamıştır.Firavunlar döneminin en önemli olayı, Hititlerle yapılan Kadeş Antlaşması olmuştur.Bu antlaşma tarihte bilinen ilk yazılı antlaşmadır.MÖ VI. Yüzyılda Pers işgaline uğrayan Mısır, MÖ IV. Yüzyılda İskender’in bölgeye gelmesine kadar bu devletin egemenliğinde kalmıştır.Mısır’da toplum katipler, rahipler, askerler; tüccarlar, zanaatkarlar; çiftçiler ve köleler olmak üzere çeşitli sınıflara ayrılmıştır.Mısırlılar, hiyeroglif adı verilen resim yazısı kullanmışlardır.Çok tanrılı dine inanan Mısırlılar, ölümden sonraki yaşama inandıkları için ölülerini mumyalamışlardır.Mumyalama teknikleri sayesinde insan vücudunu taıyan Mısırlılar, tıp ve eczacılıkta gelişmişlerdir.Matematikte ilk defa dört işlemi kullanmış, “pi sayısı”nı bugünkü değerine yakın hesaplamışlardır.Nil Nehri’nin hareketlerini incelemeleri astronomide gelişmelerine katkıda bulunmuş, bu da takvimi icat etmelerini sağlamışlardır. Mısır’da firavunlar için piramitler, halk için ise labirent adı verilen mezarlar yapılmış; bu mezarlara her türlü araç, gereç ve yiyecekler konulmuştur. Bu anlayış Mısırlıların ölümden sonraki yaşama inanmalarından kaynaklanmaktadır.

mısır-ve-mezopotamya-uygarlıkları

mezopotamya-uygarlığı

 

5. İran Uygarlığı

medler-ve-persler-iran-uygarlığı

İran tarihinin ilk dönemlerine ait bilgilerin az olması nedeniyle bu dönem yeterince aydınlatılamamıştır.Bu dönemlerde İran’ın farklı bölgelerinde değişik kavimlerin prenslikler kurduğunu bilmekteyiz.Bu kavimlerden “Medler” ve “Persler” İran siyası tarihinde önemli bir yer tutmuştur.Medler, MÖ VII. Yüzyıl ortalarında siyasi bir güç oluşturmuşlar, Keyeskar Döneminde bağımsız olmuşlardır.Med Devleti’ne MÖ 550’de Persler son vermişlerdir.Büyük bir coğrafyada imparatorluk kurmayı başaran Perslere Makedonya Kralı “Büyük İskender” son vermiştir.Pers İmparatorluğu mutlakıyetle yönetilmiştir.Pers hükümdarlarının yetkileri sınırsız olup istekleri kanun niteliği taşımıştır.Ülke “satraplık” adı veriler eyaletlere bölünmüş “satrap” adı verilen görevliler tarafından yönetilmiştir.Persler, Zerdüşt dinini benimsemişlerdir.Bu dinde iyiliği “Ahuramazda”, karanlık ve kötülüğü de “Ahriman(Angramanyu)” temsil etmiştir.Çok tanrılı Zerdüşt dininin tapınaklarına “ateşgede” adı verilmiştir.Pers ordusu, İran halkından toplanan daimi-düzenli piyade ve süvari kuvvetlerinden oluşuyordu.Persler döneminde haberleşme, ulaşım ve düzenli bir posta örgütü vardı.Ülke ulaşımına verilen önem sonucu ticaret gelişmiş, Kral Yolu üzerinde önemli ticaret merkezleri kurulmuştur.Persler, Mezopotamya, Mısır, Anadolu ve Yunan sanatlarının etkisinde kalarak bir “Pers üslubu” yaratmışlardır.Mimarinin yanı sıra kabartmacılığa da önem vermişlerdir.Büyük kayaları oyarak mezarlar yapmış ve bunları kabartmalarla süslemişlerdir.

 

 

6.  Hint Uygarlığı

Hindistan Asya Kıtası’nın güneyinde, Hint Okyanusu’na doğru uzanan büyük bir yarımadadır.Hindistan’da ilk uygarlık, MÖ 4000’li yıllarda İndus Nehri boyunca ortaya çıkmıştır.Doğal kaynak zenginliği olan Hindistan bu özelliğinden dolayı birçok kavmin istilasına uğramıştır.Bunlardan birisi de Arilerdir.Ariler, MÖ 1500’lerde Orta Asya’dan Hindistan’a gelmişler; siyasi, sosyal ve kültürel yapılarını bu bölgeye taşımışlar ancak burada merkezi bir sağlayamamışlardır.Bu nedenle Hindistan “racalık” adı verilen küçük prenslikler tarafından yönetilmiştir.Ariler, Hindistan’a gelmeleriyle birlikte “kast sistemini” bu bölgeye taşımışlardır.Kast, meslekleri babadan oğula geçen ve aynı geleneklere bağlı bulunan çeşitli sosyal sınıflardan oluşan bir sistemdir.Bu sistemde brahmanlar, din adamlarından; kşatriyalar, raca, asker ve asillerden; vaysiyalar, tüccar ve çiftçilerden; südralar, zanaatkar ve işçilerden oluşmuştur.Kast sisteminin dışında kalanlar da paryaları meydana getirmiştir.Hindistan’la ilgili ilk bilgiler “Veda” adı verilen dini metinlerde geçmiştir. Ariler bölgeye geldiklerinde vedaları geliştirerek Hinduizme hayat veren Brahmanizmin ortaya çıkmasını sağlamışlardır. Farklı toplulukların Brahmanizm dinine girememesi nedeniyle bu din Hindistan’da fazla yayılamamıştır. Hinduizm ve Brahmanizm’den başka Hindistan’da Taoizm, Konfüçyüsçülük, Manihaizm dinleri varlık göstermiştir.

 

 

7.  Çin Uygarlığı

çin-seddi

Çin, Asya Kıtası’nın güneydoğusunda geniş topraklara sahip bir ülkedir.Çin uygarlığının oluşmasında Çin kültürünün yanında Türk,Moğol ve Tibet kültürleri de etkili olmuştur.Çin hakkında tarihi değer taşıyan ilk bilgilere MÖ XI. Yüzyılda rastlanmıştır.Merkezi otoritenin güçlü olduğu Çin, tarih boyunca hanedanlıklarca yönetilmiş, MÖ III. Yüzyıldan itibaren siyasi birliğini tamamlayıp güçlü bir imparatorluk haline gelmiştir.Çin’de “tanrının oğlu” unvanını taşıyan impatorların kutsal olduğuna inanılırdı.Çin imparatorlarının gücü daimi ordulara dayanmıştır.Çin ordusu, yaya ve arabalı askerler olmak üzere iki sınıfa ayrılmıştır.Ancak Türklerin örnek alınmasıyla bu sınıflara atlı birlikler de dahil edilmiştir.Çin’de sosyal yapıyı asiller ve köylüler oluşturmuştur.Köylülere hürriyet hakkı tanımayan bu sosyal yapıda, sınıfların yaşayış ve hukukları birbirinden farklıdır.Çin’de en yaygın dinler Konfüçyüsçülük, Taoizm ve Budizm’dir.Çin uygarlığının temeli, Konfüçyüsçülük öğretisine dayanmıştır.Bu dini öğretinin temeli erdem ve görev ahlakına dayalıdır.Çin’de ekonomi büyük ölçüde tarıma dayalıdır.Tarımın yanında iplik, ipek, porselen ve kumaş üretimi de yapılmıştır.Çinli tüccarlar İpek Yolu aracılığıyla Çin’den Roma’ya kadar olan bölgede ticari faaliyetlerde bulunmuşlardır.Çin mimarisi, askeri ve dini yapılar yönünden gelişme göstermiştir.Çin seddi ve Budist tapınakları Çin mimarisinin en güzel örnekleridir.Çinliler mürekkep, kağıt, barut, pusula ve matbaayı kullanarak dünyada birçok gelişmeye öncülük etmiştir.

 

8. Doğu Akdeniz Uygarlığı

a. Fenikeliler

fenike-deniz-ticareti

Sami ırkından olan Fenikeliler, Lübnan Dağları ile Doğu Akdeniz kıyıları arasındaki bölgede yaşamışlardır.Fenikeliler bölgeye MÖ 3000 yıllarında gelmişlerdir.Sur, Sayda, Biblos gibi liman şehirleri kuran Fenikeliler, MÖ 2500 yıllarından itibaren Mısırlılarla icari ilişkilere başlamışlardır.MÖ IX. Yüzyıldan itibaren sık sık Fenike üzerine seferler düzenleyen Asurlular bölgeyi kısa aralıklarla hakimiyetleri altına almışlardır.Fenike, MÖ VI. Yüzyılda da Perslerin istilasına uğramıştır.Daha sonra Büyük İskender tarafından zapt edilen Fenike, MÖ 65 yılında Roma’nın Suriye eyaletine bağlanmıştır.Fenikeliler çok tanrılı bir inanca sahiptiler.Her şehrin bir tanrı veya tanrıçası vardı.Mimaride daha çok taş kullanan Fenikelilerin evleri tek katlı olup, evlerin salonu, hamamı ve su kuyusu bulunurdu.Fenikelilerin uygarlığa en büyük katkıları harf yazısını bulmaları ve 22 harften meydana gelen Fenike alfabesini oluşturmalarıdır. Fenike alfabesini daha sonraki dönemlerde Yunanlılar ve Romalılar yeniden düzenlemişlerdir. Bu alfabeye yeni harfler ekleyerek bugünkü Latin alfabesini meydana getirmişlerdir.

 

b. İbraniler

Sami asıllı bir kavim olan İbraniler, Eski çağda Suriye ile Mezopotamya arasında göçebe olarak yaşamışlar, daha sonra Filistin’e yerleşmişlerdir.Burada MÖ 1040’lara doğru bir krallık kurmuşlardır.Bu krallığın başına geçen Hz.Davut, Kudüs şehrini kurarak başkent yapmıştır.Oğlu Hz.Süleyman zamanında Akdeniz ülkeleri, Mısır, Mezopotamya ve Arabistan ile ticaret yapılmış, bu sayede ülke zenginleşmiştir.Hz.Süleyman’ın ölümünden sonra İbraniler arasında birlik bozulmuş, biri İsrail, diğeri de (Yuda)Yahudi olmak üzere iki devlet haline gelmişlerdir.Bu iki devletin karşılıklı mücadelesinden yararlanan Asurlular, MÖ VIII. Yüzyılda İsrail Devleti’ne son vermiştir.MÖ VI. Yüzyılın ikinci yarısında da II.Babil Devleti, Yuda Devleti’ni yıkmışve Yahudileri Babil’e sürmüştür.Babiller yalnızca sürmekle yetinmemişler onlara ait Mescid-i Aksa’yı yıkmışlardır.Pers hükümdarının Babil’i alması üzerine esaretten kurtulan Yahudiler MÖ VI. Yüzyılın ilk yarısında Kudüs’e gelerek Mescid-i Aksa’yı yeniden inşa etmişlerdir. Kudüs, eski önemini kazanıp din merkezi hâline gelmesine rağmen Yahudiler bir daha devlet kuramamışlar, sırasıyla Pers, İskender ve Roma imparatorluklarının hâkimiyeti altında yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Hristiyanlığın yayılmasıyla dinî birlikleri bozulan İbraniler, Roma İmparatorluğu na karşı ayaklanma girişimlerinde bulunmuşlardır. Bu isyan girişimlerinde başarılı olamadıkları gibi MÖ 70 yılında ikinci kez yurtlarından sürülmüşlerdir.

 

 

8.  Anadolu Uygarlığı

Anadolu, göç ve ticaret yollarının üzerinde bulunması, Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlaması, topraklarının verimli olması ve ikliminin insan yaşamına uygun olması gibi nedenlerden dolayı birçok kültüre yurt olmuştur. Kültürel etkileşim Anadolu uygarlığının gelişimini hızlandırmıştır.

 

tarih-şeridi

a.  Hattiler

MÖ 2500 – MÖ 1700 yılları arasında Anadolu’da büyük bir uygarlık oluşturmuş olan Hattiler hakkında elde edilen bilgiler oldukça kısıtlıdır.Hattilerin, göçler sonucunda Anadolu’ya geldikleri tahmin edilmektedir.Yapılan araştırmalar Hititlerin kültür ve inanç bakımından Hattilerden oldukça etkilendiklerini ortaya koymuştur.Hattiler'e ait kalıntılar Çorlu'daki Alacahöyük'te bulunmuştur.Hititler ile kaynaşarak birlikte yaşamaya karar vermişlerdir. Hayvan figürlü tanrı kültürünü geliştirir ve boğa hattiler için önemli bir sembol haline gelir. Hattiler Hititlerle kaynaşmış, Hatti kültürü, Hitit kültürü içinde yaşamaya devam etmiştir.

 

b.  Hititler

Hititler, MÖ 2000 yılı başlarında Kafkaslardan Orta Anadolu’ya gelerek Kızılırmak boylarına yerleşmişler, MÖ 1400 yıllarında imparatorluk hâline gelmişlerdir. Başkentleri Hattuşaş’tır. Hattuşaş, Anadolu’da doğu-batı ve kuzey-güney doğrultusunda işleyen yolların kesiştiği bir noktada bulunmaktaydı. Böylece Anadolu’nun büyük bir kısmı kontrol altında tutulabilmiştir. Hititlerin merkeziyetçi politikaları, buraya ulaşan yolların işlek olmasını, yollar üzerinde de çeşitli yerleşmelerin kurulmasını sağlamıştır. Bu dönemin en önemli siyasi gelişmesi, Hititler ile Mısırlılar arasında yapılan Kadeş Antlaşması’dır (MÖ 1280).

kadeş-antlaşması-belgesi

MÖ 1200 lerde Ege göçleri ile batıdan gelen kavimlerin Hitit Devleti ni yıkması sonucunda Güneydoğu Anadolu da Hitit şehir devletleri kurulmuş ve bu dönemi tarihçiler “Geç Hitit Şehir Devletleri Dönemi” olarak adlandırmışlardır. MÖ 700 yıllarında önce Asurlulara bağlanan daha sonra Perslerin hâkimiyetine girmiştir.

Başlangıçta Hitit Krallığı, feodal beyliklerden oluşmuştur. Daha sonraları merkezi krallık güçlenerek eyaletlere merkezden valiler atanmıştır. Krallar yerine göre başkomutan, başyargıç ve başrahipti. Hititlerin ilk döneminde kralın yetkileri soylulardan oluşan Pankuş meclisi tarafından sınırlandırılmıştır.

Ancak imparatorluk döneminde Pankuş meclisinin yetkileri azalırken kralın yetkileri artmıştır.

yazılı-kaya-ivriz-kabartmaları

 Devlet yönetiminde kraldan sonra en yetkili kişi “Tavananna” adı verilen kraliçeydi. Tavananna, dinî törenlere başkanlık yapar, kral savaşa gittiğinde ülkeyi yönetirdi. Hititlerde kralın buyruklarına karşı gelmek, devlete başkaldırmak büyük suç sayılmış ve ölümle cezalandırılmıştır.

Hititlerdeki sosyal yapıda en üst sınıfı kral ve ailesi oluşturmuştur. Bu sosyal yapıda asillerden başka rahipler, sanatçılar, askerler, memurlar ve köleler gibi sınıflar da yer almıştır. Hitit sanatı, Mezopotamya sanatının etkisinde gelişmiştir. Heykelcilik ve kabartmacılık gelişen başlıca sanat dallarıdır. Yazılıkaya ve İvriz kabartmaları Hitit sanatının en önemli örnekleridir.

Anadolu’ya yazıyı Asurlular getirmiştir. Hititler, Asurlulardan aldıkları çivi yazısıyla beraber kendilerine ait olan hiyeroglif yazısını da kullanmışlardır. Hititlerden kalan en önemli yazılı eserler anallardır. Anallar, kral tarafından Tanrı ya hesap vermek için yazılan yıllıklardır

 Hititler, Mezopotamya’dan aldıkları kanunlara eklemeler ve düzeltmeler yaparak Anadolu daki ilk kanunları oluşturmuşlardır. Medeni hukuk ve ceza hukuku büyük gelişme göstermiştir. Hitit kanunları, hür vatandaşlara olduğu kadar kölelere de mülkiyet hakkı tanımıştır. Hititler döneminde çok tanrılı bir din anlayışı hâkimdi. Hititler çevre kültürlerin tanrılarına da inanmışlardır. Bu nedenlerle Anadolu için “Bin Tanrı İli” denilmiştir.

hitit-devleti

 

c.  İyonyalılar

Tarihte İyonya, İzmir ile Büyük Menderes Nehri arasındaki bölgeye verilen addır. Dorların baskısı sonucunda Akaların bir kısmı Yunanistan’dan Batı Anadolu’ya göç etmişler ve burada şehir devletleri kurmuşlardır. Bu şehir devletleri arasında siyasal birlik sağlanamamıştır. İyon şehir devletleri arasında en tanınmışları Efes, Milet, Foça ve İzmir (Smyrna)’dir. İyonyalılar özgür düşüncenin ve pozitif bilimlerin öncüsü olmaları yönüyle önem taşırlar. Felsefe, matematik ve tıp bilimlerinin temeli İyonya’da atılmıştır. İyonyalılar, saray ve tapınak mimarisinde gelişmişlerdir.

 

d. Urartular MÖ 900 – MÖ 600)

Urartu Devleti, Doğu Anadolu’da Asya kökenli Hurriler tarafından kurulmuştur. Urartuların merkezi Tuşpa (Van)’dır. Asurlular, MÖ 743 tarihinde Tuşpa’yı kuşatınca Urartu egemenliğine büyük bir darbe vuruldu. Aynı dönemde de kuzeyden Kimmerlerin saldırıları başladı. Bu nedenlerle Urartular MÖ 8. yüzyıl sonlarında Van Gölü yöresine çekilmek zorunda kaldılar. Urartular sık sık Asurluların istila ve baskınlarına uğramıştır. Böylece hem Urartu medeniyeti zarar görmüş hem de bu dönemde sık meşe ormanlarıyla kaplı Van yöresi tahrip edilmiştir. Nitekim Asur kralının diktiği kitabe üzerindeki “Güzel fidanlıkları dağıttım, üzüm bağlarını geniş ölçüde tahrip ettim, sazlık kadar sık ormanları kestirdim…” ibaresi bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Kimmer akınlarıyla sarsılan Urartu Devleti’ne MÖ 600’de Medler son vermiştir.

Savaşçı bir toplum olan Urartular; maden işlemeciliği, kaya oymacılığı, kabartma sanatı, resim, gibi sanat dallarında ileri bir düzeydeydi. Urartuların en önemli ekonomik etkinliği hayvancılıktı. Doğu Anadolu’da Van Gölü çevresinde ileri bir uygarlık kuran Urartular, kaleler, su kanalları ve su bentleri yapmışlardır. Hatta günümüzde bile varlığını koruyan gelişmiş bir sulama ve şehir içme suyu sistemi kurmuşlardır.

 

e.  Frigyalılar MÖ 800 – MÖ 676)

 

Frigler, ilk siyasi birliklerini MÖ 750’li yıllarda kurmuşlardır. Friglerin bilinen ilk kralı Gordios’tur. Ülkenin başkenti Gordion, adını Kral Gordios’tan almıştır. MÖ 700 yılına doğru, Kafkaslar üzerinden Doğu Anadolu’ya giren Kimmerlerin saldırıları sonucunda Frig ülkesi tamamen tahrip olmuştur. Bu nedenle batıya çekilen Frigler, önce Lidyalıların, daha sonra da Perslerin egemenliğine girmişlerdir. Frigler çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşmışlar, tarımı korumak ve geliştirmek için özel kanunlar ve kurallar koymuşlardır. Yapılan kanunlarda tarımla ilgili ağır cezalar öngörülmüştür. Bu kanunlara göre, öküz kesenin ya da saban kıranın cezası ölümdür.

gordion-firigyalıların-başkenti

Friglerin yazı sistemi ve dilleri tam olarak çözülememiştir. Ancak Frig dilinin Hint-Avrupa kökenli olduğu tahmin edilmektedir. Frig edebiyatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Fakat ilk hayvan hikâyelerinin (fabl) kaynağı olarak kabul edilmişlerdir. Frig sanatının ve mimarisinin en önemli örnekleri Gordion ve Midas şehirlerindeki kayalar içine oyulmuş sığınaklardır. Frigler, evlerini dikdörtgen biçiminde yapmışlar, temellerinde taş, üst kısımlarında kerpiç kullanmışlardır. Üzerlerinde hayvan figürleri olan çanak, çömlekler yapmışlardır. Maden işçiliğinde, ağaç oymacılığında, nakış işlemeciliğinde, dokumacılıkta ileri gitmişlerdir.

 

urartular-frigler-lidyalılar

Lidyalılar (MÖ 687 – MÖ 546)

 

Lidyalılar, MÖ 1200’lerde Anadolu’ya gelmişlerdir. Gediz ve Küçük Menderes vadileri arasında kalan bölgede yaşamışlardır. Lidya Devleti Kral Giges tarafından Friglerin ve Urartuların son dönemlerini yaşadığı sıralarda kurulmuştur. Devlet merkezi Sardes (Sard) şehridir.

lidya-parası

Pers saldırılarına dayanamayan Lidya Devleti, MÖ 546 yılında yıkılmıştır. Ticaret faaliyetleriyle zenginleşen Lidyalılar, Anadoluda ücretli askerlik sistemine dayalı bir ordu kurmuşlardır. Lidya ordusu istenilen düzeyde teşkilatlanamadığından askerî açıdan yetersiz kalmıştır. Bu durum Lidyalıların yıkılmasında etkili olmuştur.

 

Lidya Devleti, feodal bir sisteme dayanmıştır. Kralın yanında tüccar ve toprak sahiplerinden oluşan seçkin bir zümre vardır. Kırsal alandaki halk, büyük toprak sahiplerinin arazilerinde ücretsiz olarak çalışmıştır.

 

Kara ticaretine büyük önem veren Lidyalılar, Sardes’ten başlayarak Mezopotamya’ya kadar uzanan Kral Yolu’nu yapmışlardır. Kral Yolu üzerinden yapılan ticaret sayesinde Doğu ile Batı kültürleri arasında etkileşim artmıştır.

 

Lidyalılar, MÖ VII. yüzyılda mal takasına dayalı ekonomiden paraya dayalı ekonomiye geçişi sağlamışlardır. Uygarlık tarihine yaptıkları en önemli katkı tarihte ilk defa parayı kullanmalarıdır. Bunun sonucunda ticarette kolaylık ve akıcılık sağlanmıştır.

9.  Ege ve Yunan Uygarlığı

Ege ve Yunan uygarlığı, Ege Denizi'ndeki adalar, Yunanistan, Makedonya, Trakya, Batı ve Güney- Batı Anadolu’da yaşayan toplulukların meydana getirdiği bir uygarlıktır.

ege-ve-yunan-uygarlığı

MÖ 2000’den itibaren Eski Yunan’da ve Ege’de “polis” adı verilen şehir devletleri (Atina, Sparta, Korint, Larissa, Megara gibi) ortaya çıkmıştır. Şehir devletlerinin merkezinde tapınak bulunurdu. Yönetim binası, resmî yapılar ve pazar meydanları tapınağın etrafında yer alırdı. Herhangi bir tehlikeye karşı şehirlerin etrafı surlarla çevrilmiştir. Bu şehirlerde yaşayanlar, tarıma elverişli toprakların azlığı, nüfus artışı, ticaret vb. nedenlerle Ege, Karadeniz ve Akdeniz’de koloniler kurmuşlardır.

Ege ve Yunan uygarlığı, koloni faaliyetleri ve kolay ulaşım imkânlarıyla Batı ile Ön Asya arasındaki sosyal, siyasi ve kültürel ilişkilerin gelişmesini sağlamıştır. Bu uygarlık ileri seviyedeki Mısır, Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarıyla etkileşimde bulunmuştur. Ayrıca Yunan uygarlığı, Büyük İskender’in fetihleri sonucu Asya kültürleriyle kaynaşarak Helenistik kültürü meydana getirmiştir. Yunan uygarlığı, daha sonraki dönemde ortaya çıkan Roma uygarlığının da temelini oluşturmuştur.

Ege ve Yunan uygarlığı, Girit, Miken ve Yunan olmak üzere üç dönemde ele alınmaktadır. 

 

ege-ve-yunan-uygarlığının-dönemleri

a.   Girit MÖ 3500 – MÖ 1200)

Ege uygarlıklarının ilki Girit Adası’nda kurulmuştur. Girit en parlak dönemini MÖ 2400- 1400 tarihleri arasında yaşamıştır. En önemli yerleşim yeri Knossos’tur. Girit Krallığı na MÖ 1200 yıllarında Dorlar son vermiştir.

Girit uygarlığında balıkçılık, avcılık, tarım, ticaret, gemicilik ve deniz ulaşımı gelişmiştir. Girit’in Ege’den Akdeniz’e uzanan deniz yolu üzerinde bir uğrak yeri olması Girit kültürünün çevre kültürlerle yakın ilişki içinde olmasını sağlamıştır.

b.  Miken (Aka Miken (Aka) (MÖ 2000 – MÖ 1200)

MÖ 2000 yıllarında Mora Yarımadasına ulaşan Akalar, Miken şehrini kurdular. MÖ 1400 yıllarında Mora’nın tamamını ele geçirdiler. Çanakkale Boğazı na sahip olmak için Truvalılarla savaştılar. Akaların egemenliğine MÖ 1200 yıllarında Yunanistan’a giren Dorlar son verdi.

 

c.  Eski Yunan (MÖ 1200 – MÖ 337)

Akaların egemenliğine son vererek Yunanistan ve Ege adalarını ele geçiren Dorlar, “polis” adı verilen şehir devletleri kurdular. Atina, Sparta, Korint, Tebai bu şehir devletlerinin en önemlilerindendir. Bu devletler Yunanistan’ı ele geçirmek isteyen Perslere karşı başarılı oldular. Pers savaşlarından sonra Atina ile Sparta arasında savaş başladı. Peloponnes Savaşları olarak bilinen bu savaşlardan Sparta üstün çıktı. Bu durum Büyük Iskender’in Yunanistan’ı ele geçirmesine kadar sürdü.

Şehir devletlerinin hüküm sürdüğü Yunanistan da halk siyasi haklara sahip olan yurttaşlar, siyasi hakları olmayan yurttaşlar, toprağa bağlı hiçbir hakkı olmayan köylüler ve köleler olmak üzere sınıflara ayrılmıştı. Sınıflar arası mücadeleden dolayı sosyal yaşama yönelik birtakım hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Bunlardan biri Drakon tarafından yapılan kanunlardır. Drakon Kanunları, soyluların keyfî yönetimini orta sınıf lehine düzenlemiştir. Eski Yunanlılarda, Solon Kanunları ile köleliğin ve doğuştan soyluluğun kaldırılması, Kleistenes (Klistenes) tarafından yapılan düzenlemelerle halk meclisinin önemli bir kurum hâline getirilmesi ve sınıf farklılığının ortadan kaldırılması demokrasi anlayışının gelişmesini sağlamıştır.

 

Çok tanrılı bir dine inanan tanrılar, insan şeklinde olarak düşünülmüştür. Bu düşünce onları, tanrıların heykellerini yapmaya yöneltmiştir. Böylelikle Eski Yunanlılarda heykel sanatı ve mimari gelişmiştir. Eski Yunan mimarisine Knossos Sarayı örnek gösterilebilir.

 

Eski Yunanlılar üzeri bitki ve hayvan motifi, insan figürü ile bezenmiş vazolar yapmışlardır. Bu vazolar, Yunan sanat anlayışı, dinî ve günlük yaşam hakkında önemli bilgiler vermiştir.

 

Yunan uygarlığı tarih, tıp, aritmetik, geometri, astronomi ve felsefe alanlarında da öne çıkmıştır. Yunan felsefesinin ilk temsilcileri Sokrates (Sokrat), Platon (Eflatun) ve Aristoteles (Aristo)’dur. Eski Yunanlılar MÖ VII. yüzyıl başlarına doğru Fenike alfabesini alarak geliştirmişlerdir.

 

d.   İskender İmparatorluğu

Makedonya Kralı II. Philip (Filip), Yunan şehir devletlerini birleştirerek Helen birliğini kurmuştur. Büyük İskender, babası II. Philip’in öldürülmesinin ardından Helen birliğinin başına geçmiştir. Çıkan ayaklanmaları bastıran İskender, bütün Yunan şehir devletlerini Makedonya Devleti’ne bağlamıştır. Ülkede istikrarı sağlayan İskender, MÖ 334’te Makedonyalı ve Yunanlılardan oluşan 35 bin kişilik ordusuyla Asya Seferi’ne çıkmıştır

iskender-imparatorluğu

İskender, Çanakkale Boğazı üzerinden Anadolu’ya geçerek Persleri Granikos ve İssos savaşlarında yenilgiye uğratmış, Suriye’yi ve Mısır’ı ele geçirmiştir. Bir süre bu bölgede kaldıktan sonra Asur ülkesine yönelmiş, bütün Mezopotamya’yı egemenliği altına almıştır. Hayber Geçidi’ni aşarak Hindistan’a girmiştir. Askerlerin isteksizliği ve yorgunluğu üzerine Babil’e geri dönmüştür.

 

İskender 33 yaşındayken hayatını kaybetmiştir. Onun ölümünden sonra ülke İskender’in generalleri arasında paylaşılmıştır. İmparatorluk toprakları üzerinde üç krallık kurulmuştur. Bunlar; Mısır da kurulan Ptolomeler, Makedonya da Antigonitler ve Anadolu dan Hindistan a kadar uzanan topraklarda ise Selevkoslardır. Selevkos Krallığı’nın parçalanmasıyla Anadolu’da Pontus, Kapadokya, Bitinya ve Bergama krallıkları ortaya çıkmıştır.

 

İskender, ülkeyi Perslerde olduğu gibi satraplıklara bölmüştür. Doğudaki satraplıkların başına Persleri, batıdaki satraplıkların başına Makedonyalıları geçirmiştir. Ancak askerî yönetimle sivil yönetimi birbirinden ayırmıştır. Pers sarayının protokol kurallarını benimsemiştir. Merkezî bir vergi toplama sistemi oluşturmuştur.

 

İskender’in kurduğu İskenderiye gibi şehirler, zamanla birer kültür ve ticaret merkezi hâline gelmiştir. İskender’in Asya’ya yönelik faaliyetleri, batı ve doğu kültürlerinin karışmasıyla yepyeni bir kültürün ortaya çıkmasını sağladı. Bu yeni kültüre Helenistik kültür, bu kültürün ortaya çıktığı yaklaşık üç yüz yıl devam eden (MÖ 330 – MÖ 30) döneme Helenistik Dönem denilmiştir.

 

 

10.  Roma Uygarlığı

 

Arkeolojik araştırmalar, Apenin Yarımadası’nda bulunan İtalya’da uygarlığın Orta Taş Çağından itibaren başladığını ortaya koymuştur. Bu yarımada, MÖ 3000’lerde Yeni Taş Çağını yaşamış ve zaman içerisinde büyük göçler almıştır. İtalya’ya göç eden kavimlerin en eskileri İtaliklerdir. Daha sonra buraya Etrüskler gelmişlerdir. Bu göçler, Fenikeliler ile Yunanlıların kurdukları kolonilerle devam etmiştir.

roma-imparatorluğu

İtalya Yarımadası ve Akdeniz çevresinde kurulan büyük bir uygarlığa adını veren Roma şehri, MÖ 753 yılında Romulus tarafından kurulmuştur. Başlangıçtan MÖ 510 yılına kadar Roma, krallık ile yönetilmiştir. Krallık döneminde, kral ihtiyarlar meclisi tarafından teklif edilmiş, “kuria” adı verilen halk meclisi tarafından seçilmiştir. Kral senatoya karşı sorumludur.

 

Roma toplumu patriciler, plepler ve köleler olmak üzere üç sınıfa ayrılmıştır. Patriciler, Romalı soylulardan meydana gelmiştir. Mülkiyet, devlet memuru ve asker olabilme hakkına sahiptiler. Sosyal yaşam açısından diğer sınıflarda yer alanlara göre daha rahattılar. Roma’ya sonradan gelip yerleşenler plepleri oluşturmuştur. Plepler, hiçbir siyasi hakka sahip değillerdir. Daha çok hayvancılık, tarım, ticaret vb. işlerle uğraşmışlardır. Köleler ise Roma nın işgali altındaki ülkelerden getirilmişlerdir. Patricilerin evlerinde hizmetçilik ya da uşaklık, tarlalarda işçilik ve kâhyalık gibi işler yapmışlardır. Hiçbir hakkı olmayan bu sınıf, efendisinin her istediğini yapmak zorunda kalmıştır. Eğlence maksadıyla vahşi hayvanlarla dövüştürülmüşlerdir. Sınıfsal ayrım yüzünden kötü şartlarda yaşayan köleler, zaman zaman yönetime karşı ayaklanmışlardır.

 

MÖ 510 yılında krallık yönetimine son verilerek Cumhuriyet Dönemine geçilmiştir. Roma’da Cumhuriyet Döneminde devlet konsül adı verilen iki yüksek memur tarafından yönetilmiştir. Konsüller, bir yıllık süreyle görevlendirilmişlerdir. Konsüller birbirlerine ve senato adı verilen meclise karşı sorumluydular. Konsüllerin başlıca görevleri, orduya komuta etmek, gerektiğinde senatoyu toplantıya çağırmak, vergi sistemini düzenlemek ve vergilerin toplanmasını sağlamaktır.

 

Cumhuriyet Döneminde Roma, genişleyerek İtalya Yarımadası’nı ve Akdeniz’in batısında bulunan yerleri hâkimiyeti altına almıştır. Daha sonra Makedonya, Suriye ve Mısır’ı zapteden Roma, Doğu Akdeniz in fethini tamamlamıştır. Sınırların genişlemesinde düzenli Roma ordusunun etkisi büyüktür. Roma ordusu yaya ve atlı askerlerden oluşmuştur. Ordunun temelini lejyonlar (askerî birlikler) meydana getirmiştir.

 

Roma nın geniş bir coğrafyaya hakîm olması, sosyal yapının ve düzeninin bozulmasına neden olmuştur. Patriciler zamanla zenginleşirken plepler ve köylüler yoksullaşmışlardır. Bu nedenle pleplerle patriciler arasında uzun süren çatışmalar ortaya çıkmıştır. Bu çatışmaların sonucunda plepler ile patriciler arasındaki sınıfsal farklılıkları ortadan kaldırmak için “On İki Levha Kanunları” adıyla bilinen hukuki düzenlemeler yapılmıştır. Pleplere de memur ve asker olma hakkı tanınmıştır. Buna benzer düzenlemelerle Roma hukuku birçok devlete örnek olmuştur.

 

Roma’da çıkan sınıfsal çatışmalara dıştan gelen saldırılar da eklenince bu durumdan yararlanan bazı komutan ve konsüller yönetimi ele geçirmek istemişlerdir. Bunlardan bir tanesi de Julius Caesar (Sezar)’dır. Julius Caesar ile Roma’da Cumhuriyet Dönemi sona ermiştir.

Roma’da MÖ I. yüzyılın sonlarında Cumhuriyet Dönemi sona ermiş ve MÖ 27 yılında Oktavianus (Oktavyanus)’a Augustus (Agustus) unvanı verilerek “İmparatorluk Dönemi” başlamıştır. Bu dönemde iç güvenlik sağlanarak halkın refah seviyesi yükseltilmeye çalışılmıştır. Ancak III. yüzyıldan itibaren

Roma İmparatorluğu gücünü kaybetmeye başlamıştır. Merkezî otoritenin zayıflaması, Kavimler Göçü, savaşların uzun sürmesi ve iç karışıklıklar gibi nedenler imparatorluğun 395 yılında ikiye bölünmesine neden olmuştur. Bu bölünme sonucunda başkenti Roma olan Batı Roma İmparatorluğu ile başkenti İstanbul olan Doğu Roma İmparatorluğu kurulmuştur. 476 yılında kuzeyden gelen barbar kavimlerinin saldırılarıyla Batı Roma yıkılmıştır. Romalılar ilk dönemlerde tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Zamanla Akdeniz ve çevresinin Roma egemenliğine girmesi Roma’nın zenginleşmesini sağlamıştır. Yapılan yollar sayesinde ticaret gelişmiştir.

Roma uygarlığı, mimari ve sanatsal açıdan büyük bir gelişme göstermiştir. Romalılar, Yunan tiyatrolarına yeni bir boyut kazandırmıştır. Çeşitli yarışlar ve gösteriler için kullanılan amfi tiyatrolar, hayvan ve insan dövüşlerinin yapıldığı bir alan olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Yapılarda kemerli ve kubbeli yapım tekniği büyük ölçüde geliştirilmiştir. İç mekânı ön plana çıkaran ve anıtsal bir yapı özelliği kazandıran bir üslup benimsenmiştir. Romalıların geliştirdikleri mimari üslup günümüze kadar varlığını korumuştur. Agustus Tapınağı, Roma Hamamı, Aspendos Tiyatrosu, Valens (Bozdoğan) Su Kemeri Romalılardan günümüze ulaşan eserler arasındadır.

Romalılar, çok tanrılı inanca sahip olup Yunan tanrılarını benimsemişlerdi. Tanrılarını insan şeklinde düşünmüşlerdi. Hristiyanlık, 313 yılında serbest bırakılmış, 381’de de devletin resmî dini hâline getirilmişti. Latince konuşan Romalılarda edebiyat Yunan edebiyatının etkisinde gelişmiştir. Romalılar, özellikle tarih yazıcılığı ve hitabet sanatında büyük gelişme göstermişlerdir.

Doğu Roma İmparatorluğu Döneminde İstanbul, kültür ve sanat merkezi hâline getirilmiştir. Bunun yanında, İskenderiye, Efes, Antakya, Atina da birer kültür merkezi olmuştur. Doğu Roma sanatının en önemli eseri Ayasofya’dır. Bunun yanında Aya İrini, Hora (Kariye Camii), Sergios ve Baküs, Efes’teki Meryem Ana kiliseleri ile Binbirdirek ve Yerebatan sarnıçları Doğu Roma Döneminin en önemli sanat ve kültür değerleridir.

Doğu Roma İmparatorluğu, aynı zamanda Bizans İmparatorluğu olarak da bilinmektedir. Bu devletin en parlak dönemi Justinianus (Justinyen) Dönemidir (527-565). Bizans Büyük Selçuklu Devleti’yle Malazgirt Savaşı’nı, Türkiye Selçuklu Devleti’yle de Miryokefalon Savaşı’nı yapmıştır. Her iki savaşta da aldıkları yenilgilerle Anadolu’da Türk hâkimiyetine engel olamamışlardır. Doğu Roma, 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle yıkılmıştır.

Bizans’ta Batı Roma’dan farklı olarak ülke “thema” adı verilen eyaletlere bölünmüştür. Bu eyaletlerde bulunan kalelerde ise tekfur adı verilen valiler görevlendirilmiştir. Latin kültürü yerine Helen kültürünü benimseyen Doğu Roma, Hristiyanlığın Ortodoks mezhebini ve resmî dil olarak da Grekçeyi benimsemiştir.

 

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir