I. ÜNİTE: TARİH BİLİMİ

Ana Sayfa » 9.SINIF TARİH » I. ÜNİTE: TARİH BİLİMİ
Sitemize 06 Ocak 2015 tarihinde eklenmiş ve 10.040 views kişi tarafından ziyaret edilmiş.

I. ÜNİTE: TARİH BİLİMİ

1. KONU:TARİH BİLİMİNE GİRİŞ

1. İnsan ve Tarih

Tarih, insanların geçmişteki her türlü faaliyetini, olayların birbirleriyle olan ilişkilerini, sebep-sonuç belirterek, yer ve zaman göstererek belgelere dayalı olarak inceleyen bir bilim dalıdır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere tarihi meydana getiren insandır. Hikâye, masal, efsane ve kıssalarda değişmez kahraman olarak öne çıkması insanın tarihe karşı ilgisini artırmıştır. Tarih, insan hafızasında hep geçmişe ait bir kavram olarak yer edinmiştir. Bunun sebebi, tarihin geçmişte yaşanan olayları konu edinmesidir. İngiliz tarihçi Collingwood (Kolinvud)’un dediği gibi “Geçmiş, bir anlamda bugün, hâlâ yaşayan bir zaman dilimidir.” Geçmişte yaşanan olayların etkisi uzun süre devam edebilir. Bu yüzden günümüzdeki olayların açıklanmasında geçmiş, önemli bir yere sahiptir. İngiliz tarihçi Edward H. Carr “Tarih Nedir?” adlı kitabında tarihi, bugün ile geçmiş arasında bitmez bir diyalog olarak ifade etmektedir. İnsan, tarih bilimiyle geçmişi sorgulayarak geleceğine yön vermektedir. “Nereden gelip, nereye gidiyoruz?” sorusunun cevabını tarihin ışığında aramaktadır. Böylece insan, geçmişini tarih aracılığıyla anlamaya ve sorgulamaya çalışmaktadır.

 

2. Tarihin Konusu

İnsan unsuru ile birlikte coğrafi olayların ortaya çıkardığı bazı sonuçlar da tarihin ilgi alanına girer. Büyük depremler, tufanlar, kuraklıklar, salgın hastalıklar gibi felaketler tarihin akışını etkilemektedir. Örneğin; deprem, coğrafyanın konusu iken depremin meydana geldiği bölgedeki binlerce insanın hayatını kaybetmesi, iskân yerlerini terk etmesi, tarihin konusunu teşkil eder.

Hayat içerisinde tek tek meydana gelen değişmelere olay denir. Olgu ise aynı türdeki olayları bir bütün olarak anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Olgu, olaya göre daha soyut ve geneldir. Belli bir yer ve zaman söz konusu değildir. Olayı olgudan ayıran diğer önemli bir özellik ise olayın başlangıç ve bitiş tarihinin belli olmasıdır. Olaylar belli bir süre içerisinde meydana gelir; Anadolu’nun fethi, Kurtuluş Savaşı, Lozan Barış Antlaşması tarihî olaya örnek olarak gösterilebilir. Olgu genellik ve süreklilik gösterir. Anadolu’nun Türkleşmesi, Türkiye’nin çağdaşlaşması tarihî olguya örneklerdir. O hâlde kısa sürede olup biten işler olay, uzun bir zaman diliminde oluşan durumlar ise olgudur.

 

3. Tarihte sebep-Sonuç ve Yer-Zaman İlişkisi

Bir olayın tarihî olay kapsamı içerisinde değerlendirilebilmesi için olayın yeri ve zamanı bilinmeli ve olayın üzerinden belli bir zaman geçmiş olmalıdır. Tarihî olaylar belirli bir coğrafyada gerçekleşir ve bu coğrafyanın olayın oluşumu ve gelişiminde etkisi vardır. Bu nedenle olayların sebep ve sonuçlarının bütün yönleriyle anlaşılıp açıklanabilmesi için olayın geçtiği mekânın bilinmesi gerekir. Tarihî olaylar süreklilik gösterdiği için olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi vardır; bir olay kendinden önceki bir olayın sonucu ve kendisinden sonraki bir olayın sebebini oluşturabilir. Bu nedenle tarihte zaman ve kronoloji son derece önemlidir. Olayların üzerinden belli bir zamanın geçmesi ise olayın sonuçlarının ve etkilerinin tüm yönleriyle görülüp analizinin yapılması ve hangi olayın nedeni ya da sonucu olduğunun tespit edilmesi açısından önemlidir.

COĞRAFYANIN TOPLUMA ETKİSİ

Bir milleti bilimsel açıdan araştırarak yakından tanımak için, ilk önce onun nasıl bir toplumsal yapıya sahip olduğunu araştırmak gerekir. Toplumsal yapıları meydana getiren unsurlar arasında en önemlilerinden biri de toplumların yaşadıkları bölgelerdir. Her coğrafi bölge, üzerinde yaşayan toplumları, kendi özelliklerine göre hayat sürmeye mecbur kılar. Bu mecburiyet ise o milletin kurumlarını, ahlaki kurallarını, inançlarını ve sanatlarını şekillendirir. Coğrafi bölgenin inkâr edilemez bu etkisi, nesiller boyu devam ederek o milletin karakterini oluşturur.

Coğrafi bölgenin gerekleri bir toplumun yalnız ruhi ve toplumsal özelliklerinin şekillenmesine neden olmaz. Aynı zamanda o bölgede yaşayan insanlarda fiziki etkiler de bırakabilir. Yazın çok sıcak, kışın çok soğuk olan bölgelerde yaşayan insanların sağlam vücutlu, cesur, azimli ve iradeli oldukları tecrübeyle sabittir. Geniş ve çorak araziler ise insanların yaşama isteğini artırıp, savaşçı hislerini uyandırır. Arazisi engebeli, iklimi şiddetli dağlık arazide yaşayan insanlar kanaatkâr, savaşçı olup tehlikeden çekinmezler. İklimi yumuşak, etrafı sakin ve rahat bölgelerde oturanlar ise toprağa bağlı olup itaatkâr, sebatlı ve çalışkanlık gibi bir takım huylara sahip olurlar.

İşte coğrafyanın toplumlar üzerindeki uzun süreli etkisi, milleti medeniyet yolunda değişik yollardan ilerletmiştir.

Şemsettin Günaltay, Türk-İslam Tarihine Eleştirel Bir Yaklaşım, s. 51-52.

 

I. DÜNYA SAVAŞI

I. Dünya Savaşı, dünyanın 1914 yılına kadar görmediği en büyük savaştır. Savaşın, en önemli sebebi, Almanya’nın İngiltere egemenliğindeki sömürgeleri ele geçirme isteğidir. Fransa’nın 1871’de Almanya’ya yenilerek Alsace-Lorraine (Alsas-Loren)’i kaybetmesi ve bu yenilgiyi unutamaması savaşın diğer sebebini oluşturur. Öte yandan İngiltere’nin Balkanlar üzerinde Rusya’yı serbest bırakmasıyla Rusların Balkanlar’da Panslavizm politikasını aktifleştirmesi,

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Rusları karşı karşıya getirmişti. Osmanlı Devleti ise 1870’lerden itibaren hızlı bir şekilde toprak kaybetmişti. Osmanlı devlet adamları da savaşa girerek kaybedilen toprakları geri almayı amaçlamıştı. Osmanlı Devleti önce İtilaf grubuna başvurmuşsa da ittifak teklifi kabul edilmedi. İngiltere ve Fransa bu savaşta Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını istemişti. Çünkü İngiliz sömürgelerine giden kestirme bir yol olan Süveyş Kanalı ve Rusya ile İtilaf Devletlerinin bağlantısını sağlayan boğazlar Osmanlı hâkimiyetindeydi. Almanya ise Osmanlı Devleti’ni kendi yanında savaşa dâhil ederek savaşı geniş alanlara yaymak istiyordu. Ayrıca Almanya, Osmanlı Devleti’nin egemenliğindeki boğazlar üzerinden Rusya’yı; Süveyş Kanalı üzerinden de İngiliz sömürgelerini saf dışı bırakmayı amaçlamaktaydı. (Oral Sander, Siyasi Tarih, s. 252-260’tan özetlenmiştir.)

 

4. Tarih Biliminin Yöntemi

Her bilim dalı mutlaka bir yöntem kullanmak zorundadır. Sosyal bilimler ve fen bilimlerinin yöntemleri birbirinden farklıdır. Fen bilimleri; gözlemlere, deneylere, laboratuvar ölçümlerine, formüllere, kural, yasa ve sonuçlara dayalı bir yöntem kullanır. Sosyal bir bilim olan tarih ise geçmişte yaşanmış ve bitmiş olayları konu edinir. Bu nedenle geçmişte yaşanmış olayları yeniden deneye tabi tutmak ve olayla ilgili genel kanunlara ulaşmak mümkün değildir. Ayrıca geçmişteki bir olayın aynı şartlarda tekrarlanması da imkânsızdır. Tarihi, bilim hâline getiren araştırıcılığı ve sorgulayıcılığıdır.

Tarihin yöntemi, tarihî olayları inceleyerek anlamak ve açıklamaktır. Tarihî olaylar hakkında doğru bilgi edinmek ancak o dönemden kalan ve olaya tanıklık edebilecek belge ve bulguların değerlendirilmesi ile mümkündür. Bu değerlendirmede sistematik bir yöntem izlenir.

tarih-biliminin-yöntemleri

a. Tarama(Kaynak Arama)

Tarihî bilgilerin doğru ve güvenilir olması için tarihî olaylarla ilgili kaynaklara başvurmak gerekir. Tarihî bir olayla ilgili bilgi veren her türlü malzeme kaynak adını alır. Tarihin kaynakları, birbirinden farklı niteliklere ve özelliklere sahiptir. Kaynaklar oluştuğu döneme ve tarihçinin kullanım önceliğine göre iki gruba ayrılır:

1. Birinci elden kaynaklar: Tarihî olayın geçtiği döneme ait her türlü bulgudur.

2. İkinci elden kaynaklar: Olayın geçtiği döneme yakın ya da o dönemin kaynaklarından yararlanılarak meydana getirilen eserlerdir.

 

Ayrıca tarihî kaynaklar bilgi veren kaynağın ve malzemenin türüne göre şu şekilde sınıflandırılır.

1. Yazılı kaynaklar: Ferman, mühür, para, gazete, hatıra vb.

2. Sözlü kaynaklar: Destan, efsane, hikâye, şiir vb.

3. Kalıntılar: Arkeolojik buluntular; taş, toprak, kemik, madenden yapılmış eşyalar, mezarlar vb.

4. Çizili, sesli ve görüntülü kaynaklar: CD, film, fotoğraf, resim vb.

Kaynakların kullanımı konusunda dikkatli olunmalıdır. Çünkü kaynaklarda verilen bilgiler bütünüyle doğru olmayabilir. Bu nedenle bilgilerin karşılaştırılarak kontrol edilmesi gerekir. “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı” hakkında bir araştırma yapan tarihçi bu dönemle ilgili kaynaklara ulaşmalıdır. Döneme ait resmî belgeler, dönemin gazeteleri, İtilaf Devletlerine ait belgeler, o döneme ait resim, fotoğraf, harita, hatıra vb. kaynaklar taranmalıdır.

 

b.Tasnif (Sınıflandırma) 

İncelenen konu hakkındaki kaynakların bulunmasından sonra bunlardan elde edilecek bilgiler bir sistem dâhilinde sınıflandırılır. Tarihçi çalışmasının amacına ve konusuna göre bilgi ve verileri istediği şekilde sınıflandırabilir. Çeşitli kaynaklardan elde edilen bilgi ve veriler sınıflandırıldıktan sonra eserin genel olarak yazım planı yapılır.

Tasnif aşamasında “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı” hakkında bir araştırma yapan tarihçi gerekli kaynaklara ulaştıktan sonra öncelikle elde ettiği bilgi ve verileri kronolojiyi dikkate alarak konuya göre sınıflandırır. Böylece araştırdığı konunun planını oluşturur. Ana başlıklar ve içindekiler bölümü ana hatlarıyla ortaya çıkmış olur:

“Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan Atatürk’ün Samsun’a Çıkışına Kadar Meydana Gelen SiyasiGelişmeler”

“Atatürk’ün Dokuzuncu Ordu Müfettişliği Görevine Getirilme Süreci”

“Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı ve Buradaki Çalışmaları” gibi.

 

c. Tahlil (Çözümleme)

Tahlil, elde edilen bilgi ve verilerin kaynak değeri açısından yeterli olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu aşamada sınıflandırılan bilgilerin içeriği değerlendirilmeye alınır. Bilginin nesnelliğine, güvenirliğine ve kanıtlanabilirliğine dikkat edilir. Bilginin tahlil edilmesiyle eldeki malzeme kullanıma hazır ve işe yarar hâle getirilir.

Tahlil aşamasında ise “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı” ile ilgili bilgi ve veriler gözden geçirilerek verilerin,konunun tam anlamıyla açıklanmasında yeterli olup olmadığı belirlenir; verilerin nerede nasıl kullanabileceğine karar verilir.

 

 

d. Tenkit (Eleştiri) 

“Bazı yazarlar, şahidi olmadıkları olayları veya hiç görmedikleri memleketleri bizzat görmüş gibi anlatırlar. Aslında yazdıkları tamamen kendilerinden önce kaleme alınmış eserlere dayanmaktadır. Bu yalan ve mübalağada bazen o kadar ileri giderler ki aynı ya da birbirlerine çok yakın tarihlerde, fakat birinden diğerine kısa zamanda ulaşılması imkânsız iki mekândaki olayların şahidi olduklarını dahi yazmakta tereddüt etmezler. Böylece kendilerini kolaylıkla ele vermiş olurlar.”

Mübahat Kütükoğlu, Tarih Araştırmalarında Usûl, s. 35.

Belge ve eserlerin kullanılmasında bazen problemler çıkabilir. Eldeki belgelerde araştırılan konu hakkında sınırlı veya yanlış bilgi olabilir, belge okunamayabilir. Her bir yazarın olaya farklı bakması, algılaması ve farklı anlatması mümkündür. Bu nedenle yazılı kaynakların doğruluk derecesi, güvenilirliği, yazıldığı tarih, yazarı, aynı olaydan söz eden farklı kaynaklar arasında uyum ve uyumsuzluk tenkit aşamasında araştırılır. Kaynakların tenkidi iç tenkit ve dış tenkit olmak üzere iki şekilde yapılır.

tarih-biliminin-yöntemleri-tenkit

 

Tenkit aşamasında “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı” ile ilgili dokümanlar önce dış tenkide göre değerlendirilir. Kullanılacak eserlerin adı, yazım ve basım tarihi, vesikaların cinsi, hangi kuruma ait olduğu, kullanılan kâğıt, yazı karakteri vb. özellikler açısından güvenilir olup olmadığı tespit edilir. Dış tenkitten sonra kullanılabilecek nitelikte olan eser ve belgeler iç tenkide göre değerlendirilir. Bu aşamada eser ya da belgelerdeki bilgilerin doğruluğu o döneme ait diğer bilgilerle karşılaştırılarak ve yazarın bilimsel kişiliği dikkate alınarak incelenir

 

Terkip (Sentez)

Terkip; bilgi ve verilerin sınıflandırılıp tahlil ve tenkitlerinin yapılmasından sonra bir araya getirildiği aşamadır. Bu aşamada bilgi ve veriler esere dönüştürülmek üzere gözden geçirilir. Bilgilerin hangi sıraya göre yapılandırılacağı tespit edilir. Tespitler yapıldıktan sonra eksikliği duyulan bilgiler tamamlanır; fazlalık teşkil eden bilgiler ise çıkarılır. Daha sonra eserin yazımına geçilir. Yazım sırasında anlatıma akıcı, sade ve anlaşılır bir üslup kazandırılır.

Tarihî bir olay yazılırken olayla ilgili coğrafi, sosyolojik, ekonomik, ticari, kültürel vb. etkenler (iklim, tabiat olayları, yeryüzü şekilleri, ele alınan toplumun yapısı ve kültür seviyesi, üretim şekilleri, yollar, kervan ticareti, denizcilik, bilim, sanat, edebiyat vb.) göz önünde bulundurulmalıdır.

Tarihî olaylar, meydana geldikleri zamanın şartlarına göre değerlendirmelidir. İyi bilinmeyen bir olay benzer bir olayın neden ve sonuçlarıyla açıklanmamalıdır. Bilgilerin terkibi yapılırken tarafsız olmaya özen gösterilmelidir. Kanıtlanabilir ve nesnel olan bilgilerin kullanılmasına dikkat edilmelidir.

Terkip aşamasında “Atatürk’ün Samsun’a Çıkışı” ile ilgili toplumsal ve siyasal gelişmeleri dikkate almak gerekir. Aynı zamanda Mondros Ateşkes Anlaşması’nın yol açtığı siyasi, askerî ve sosyal sonuçları ve bu sonuçların Osmanlı Devleti’ne etkilerini dikkate alarak objektif bir değerlendirme yapılmalıdır.

 

5. Tarihin Tasnifi (Sınıflandırılması) 

Tarih bilimi çok geniş bir çalışma alanına sahiptir. Çalışma alanının geniş olması onun incelenmesini güçleştirmiştir. Bu nedenle tarihî olayları iyi bir şekilde incelemek ve öğrenmek için zamana, mekâna ve konuya göre bir sınıflandırma yapılmıştır.

 

a.  Zamana Göre Tasnif

Bu sınıflandırmaya göre tarih; çağ ve yüzyıl gibi zaman dilimlerine ayrılmıştır. Zaman dilimlerine İlk Çağ, XX. yüzyıl gibi farklı isimler verilmiştir. Tarihin çağlara ayrılmasında evrensel nitelikteki olaylar göz önünde bulundurulmuştur: yazının bulunması, Kavimler Göçü, İstanbul’un Fethi, Fransız İhtilali gibi.

Çağların başlangıcı olarak seçilen olaylar tarihçilere göre değişiklik göstermektedir. Örneğin; bazı tarihçiler, İlk Çağın sonu olarak Kavimler Göçü’nü, bazı tarihçiler de Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasını ya da Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını kabul etmektedirler. Tarihî olayları belli bir zaman aralığı içinde değerlendirmek tam bir değerlendirme yapmak için yeterli değildir. Bazı tarihî olaylar meydana geldikleri dönemin yanında daha sonraki dönemleri de etkilemiştir. Örneğin, tarih bilimi açısından yazının icadı önemli bir dönüm noktasıdır. Beş bin yıl önce icat edilen yazının toplumlar üzerindeki etkisi günümüze kadar devam etmektedir

Herhangi bir yüzyılda veya çağda dünyanın her yerinde aynı siyasi, sosyal, kültürel özelliklerin görülmesi beklenemez. Örneğin Anadolu’da Demir Çağının yaşandığı bir dönemde dünyanın başka bir yerinde Tunç Çağı ya da Bakır Çağı yaşanabilmekteydi.

milat-kavramı

b.  Mekana Göre Tasnif 

Mekâna göre sınıflandırmada belli bir coğrafi bölge incelenir; kıtaların, ülkelerin, bölgelerin, şehirlerin tarihi söz konusudur: Asya Tarihi, Türkiye Tarihi, Amasya Tarihi gibi. Belli bir coğrafi bölgeyi ele alan eserlerden, o coğrafya ile ilgili siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik bilgiler elde etmek mümkündür.

c. Konuya Göre Tasnif

Konuya göre sınıflandırmada, toplumların siyasi, sosyal, ekonomik, hukuki, dinî, kültürel yönlerinin ayrı ayrı incelenmesi söz konusudur. Öğrenilmek istenen konu ayrıntılarıyla ele alınır. Araştırılmak istenen konunun sınırları bellidir. Örneğin; dinler tarihi, hukuk tarihi, kültür tarihi, askerî tarih, tıp tarihi, iktisat tarihi.

Bu sınıflandırmalar, incelemeyi kolaylaştırsa da tek başına araştırmanın bütünlüğünü sağlama açısından yeterli değildir. Bundan dolayı bu sınıflandırmaların en büyük yararı çalışmaları kolaylaştırmasıdır.

 

6. Zaman ve Takvim

Takvim, zamanı yıllara, aylara, haftalara ve günlere ayırma yöntemidir. Zamanı bilme ve verimli kullanma gerekliliği takvim gibi önemli bir buluşun ortaya çıkmasına yol açmıştır. İnsanlar tarihin akışı içinde zaman ölçüsü olarak çeşitli takvimler kullanmışlardır. Yaptıkları astronomik gözlemler sonucunda yıldızların, Ay’ın ve Güneş’in hareketlerine dayanan takvimler meydana getirilmiş ve geliştirilmiştir.

Takvimin kullanılmasında Sümerler ve Mısırlılar öncü olmuşlardır. İlk “Güneş takvimi”ni Mısırlılar, ilk “Ay takvimi”ni ise Sümerler oluşturmuştur. Sümerler, 360 günden ibaret olan ay yılını, 30 günlük 12 aya bölmüşlerdir. Ay’ın dünya çevresinde 12 kez dönmesi, bir ay yılını oluşturur. Mısırlılar ise güneş yılını 365 gün olarak kabul ederek 12 aya bölmüşlerdir. Dünyanın Güneş çevresinde bir kez dönmesi güneş yılını oluşturur.

Mısırlılar tarafından güneş yılı esasına göre oluşturulan takvim Roma Hükümdarı Julius Caesar (Jül Sezar) zamanında yeniden düzenlenmiş ve “Jülien (Jülyen) takvimi” adıyla kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra Jülien takvimi, Papa XIII. Gregorious tarafından yeniden oluşturularak “Gregoryen takvimi” adını almıştır. Zaman içerisinde kullanımı yaygınlaşarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bugün dünya genelinde bu takvim kullanılmaktadır. Takvime başlangıç olarak da tarihî olaylar esas alınmıştır. İbraniler, MÖ 3761 yaratılış yılını; Yunanlılar, ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı MÖ 776; Romalılar, Roma şehrinin kuruluşu olan MÖ 753; Müslümanlar da Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ettiği 622 yıllarını başlangıç olarak kabul etmişlerdir

 

7. Türklerin Kullandığı Takvimler

Türklerin kullanmış oldukları ilk takvim; güneş yılını esas alan ve yılların hayvan isimleriyle belirtildiği on iki hayvanlı Türk takvimidir. Türkler İslamiyetin kabülünden sonra hicri takvimi kullanmaya başlamışlardır. Büyük Selçuklular döneminde Sultan Melik Şah tarafından hazırlatılan ve güneş yılı esas alınan Celali takvim kullanılmıştır. Osmanlılar Devleti’nde mali işlerde güneş yılı esasına göre düzenlenen Rumi takvim kullanılmaya başlandı.1917 yılında ise Takvim-i Garbi adıyla Miladi takvime yakın bir takvim kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra ise 26 Aralık1925’te Miladi takvim kabul edildi ve

1 Ocak 1926’dan itibaren kullanılmaya başlandı.

 

türklerin-kullandığı-takvimler

 

8. Tarih Öğreniminin Önemi

Dünü bilmeyen bugünü anlayamaz; bugünü anlamayan yarını göremez, yarını inşa edemez; hatta dünden gelen hamlelerin nedenlerini bile düşünemez. (Abdülbâki Gölpınarlı)

Tarih; okuyana, kendi gözünün görme derecesine göre, yol gösteren bir kılavuzdur.(J.J. Rousseau)

Tarihini bilmeyen milletler başka milletlerin avı olurlar. ( Mustafa Kemal Atatürk)

Tarih kâinatın vicdanıdır. (Ömer Hayyam)

Ecdadını unutanlar, kaynaksız ırmağa, köksüz ağaca benzerler. ( Çin Atasözü)

Tarih, milletlerin tarlasıdır. Her toplum, ne ekmişse gelecekte onu biçer. F. M. Arouet (Voltaire)

Tarih ile efsanenin amacı birdir: Geçici insanda ebedî insanı anlatmak. (Victor Hugo)

 

Tarih öğrenimi, bireysel, toplumsal ve evrensel ölçülerde fayda sağlar. Tarih eğitimi her şeyden önce bugünkü uygarlığın nasıl meydana geldiğini öğretirken, uygarlığın tüm toplumların katkısıyla oluştuğu bilincini oluşturur. Böylelikle bireyler, ortak değerlere sahip çıkarak din, dil, ırk gibi ayrımlara girmeden barış içinde yaşamayı öğrenir.

Bir milletin ferdi olarak geçmişini öğrenen kişi, millî değerlerini, kültürünü tanıyarak millî bilinç kazanır. Sorumluluk ve vatandaşlık duygusu gelişir. Toplumlar geçmişten çıkardıkları derslerle geleceklerine yön verir.

Tarih öğreniminin bireysel olarak da kişiye kazandırdıkları vardır. Çeşitli olaylar arasında ilişki kurup, mantık yürüterek sonuca varabilme yeteneği kazandırır. Kişi tutucu ve bilime aykırı düşünme biçimi yerine ileriye dönük, güncel olayları geniş açıdan değerlendirebilen, toplumsal gelişmeleri anlayıp yorumlayabilen bir düşünme tarzına sahip olur.

 

9. Atatürk’ün Tarih Öğrenimine Verdiği Önem

Tarihe büyük ilgi duyan Atatürk, “Eğer bir millet büyükse kendisini tanımakla daha büyük olur.” diyerek tarih öğrenimine verdiği önemi göstermiştir. O, Türklüğün bütün özelliklerini, niteliklerini dile getirmekle kalmamış, Türk gencine kendi tarihini öğrenmeyi bir hedef olarak göstermiştir.

tarih-kurumu-çalışmaları-ve-atatürk

Atatürk Türk ve dünya tarihinin araştırılması konusunda büyük gayret göstermiştir. O bu konuda şöyle demektedir: “Türk milletinin tarihi, şimdiye kadar sanıldığı gibi yalnız Osmanlı tarihinden ibaret değildir. Türk’ün tarihi çok daha eskidir. Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.” Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduktan sonra Türk tarihinin doğru kaynaklara dayandırılarak araştırılmasına büyük önem vermiştir. Türk tarihi ile ilgili bilimsel çalışmalar yapılabilmesi için 1931 yılında Türk Tarihi Tetkik Cemiyetini kurdurmuştur. Atatürk mirasının bir bölümünü, daha sonra adı Türk Tarih Kurumu olan bu cemiyete bırakmıştır.

 

10. Tarihi Olayların Değerlendirilmesi

Geçmişte meydana gelen olaylar, meydana geldiği dönemin siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve dinî özelliklerini yansıtır. Bu nedenle bir olayı değerlendirirken olayın meydana geldiği dönemin şartları dikkate alınmalıdır. Örneğin, Kurtuluş Savaşı’nı değerlendirirken o dönemin kendine özgü siyasi, sosyal, ekonomik ve psikolojik özelliklerini göz önünde bulundurmak gerekir. Türk milletinin varını yoğunu ortaya koyarak girdiği ve kazandığı bu mücadele ancak dönemin şartları dikkate alındığında tam olarak anlaşılabilir.

Tarihî olayları değerlendirirken karşılaşılan sorunlardan biri de olaya tarafsız yaklaşamamaktır. Tarihçinin belirli bir ülkeye ya da millete mensup olması, inançları, siyasi anlayışı, aldığı eğitim vb. nedenlerle tarihî olaylara duygusal yaklaşması mümkündür. Atatürk; “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.” sözüyle de tarihî olayların değerlendirilmesinde tarafsız olmanın önemini vurgulamıştır.

 

11. Tarihi Bilgilerin Değişebilir Özelliği

 

Osman Gazi, dünyanın sayılı imparatorluklarından biri olacak olan Osmanoğullarının ilk sikkesini kestirerek Anadolu’nun karmaşık ortamında adını duyurdu. Gümüşten kesilen ve akçe adı verilen bu sikke, Osmanlının para birimi olarak 15. yüzyıla kadar değerinden hiçbir şey kaybetmeden geldi. Beyliğin sınırlarını başarılı akınlarla genişleten Orhan Gazi, akçelerini önce Anadolu’daki İlhanlı baskısı yüzünden İlhanlı tarzında, vali Timurtaş’ın ölümünden sonra ise sadece kendi adının ve kısa bir duanın bulunduğu farklı bir tarzda kestirdi. Yakın zamana kadar Osmanlı Devletinde ilk paranın Orhan Gazi zamanında bastırıldığı görüşü egemenken, yapılan araştırmalar sonucunda bunun Osman Gazi zamanında gerçekleştiği kesinleşti.

osmanlıda-ilk-parayı-kim-bastı

Yukarıdaki örnekte görüldüğü üzere tarihte bilgiler olayın geçtiği döneme ait verilere dayanır. Zamanla yeni belge ve bulguların elde edilmesiyle yeni bir bilgi elde edilebileceği gibi mevcut bilgiler de değişime uğrayabilir.

 

12. Tarihe adanmış bir ömür

HALİL İNALCIK

Dünyaca ünlü tarihçimiz Halil İnalcık’ın soyu baba tarafından Kırım Türklerine dayanır. Babası Osman Nuri, 1905 Rus-Japon Savaşı esnasında vatanı Kırım’ı terk edip İstanbul’a göç eder. Burada kolonya imalathanesi işletir. Annesi Bahriye Hanım ise Osmanlı Deniz Subayı Seyit Mehmet Bey’in kızıdır.

Halil İnalcık, 26 Mayıs 1916 yılında İstanbul’da dünyaya gelir. Çocukluk yılları savaş sıkıntılarıyla geçer. Aile, 1924 yılında Ankara’ya yerleşir. Ankara’da Gazi İlkokulu’nu bitiren Halil İnalcık, babasının Mısır’a yerleşmesi üzerine annesi Bahriye Hanım tarafından büyütülür. Lise öğrenimine yatılı Sivas Öğretmen Okulunda başlayan İnalcık, 1932 yılında Balıkesir Öğretmen Okuluna nakledilerek buradan 1935 yılında mezun olur. Öğretmen olması beklenen Halil İnalcık, tarih tezini bilimsel temellere dayandırmak için Atatürk tarafından kurulan Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi sınavlarına girer. Bu sınavı birincilikle kazanarak bu fakültede eğitim almayı hak eden kırk öğrenci arasında yer alır. Bu fakültede Nazi Almanya’sından kaçan ünlü profesörlerle Fuad Köprülü, Şemseddin Günaltay, Muzaffer Göker ve Yusuf Hikmet Bayur gibi önemli isimlerden ders alma şansına sahip olur.

1940 yılında mezun olduktan sonra Yakın Çağ Bölümünde asistan olur. Bu arada Şevkiye Hanımla evlenir ve 1948 yılında Günhan adlı çocukları dünyaya gelir. 1942 yılında “Tanzimat ve Bulgar Meselesi” adlı doktora tezi belgelere dayandırılarak hazırlandığı için büyük ilgi uyandırır ve Türk Tarih Kurumu tarafında yayımlanır. 1972 yılına kadar Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde Osmanlı ve Avrupa Tarihi dersleri verir. Yine aynı yıl Chicago (Şikago) Üniversitesi Tarih Bölümü’ne “Osmanlı Tarihi Üniversite Profesörü” olarak davet edilir. 1986 yılında buradan emekli olur. 1993 yılından itibaren

Bilkent Üniversitesinde tarih dersleri vererek geleceğin Türk tarihçilerini yetiştirmektedir. Dört uzmanla birlikte hazırladığı eseri “The Economic and Social History of Ottoman Empire” (Osmanlı İmparatorluğu’nun Sosyal ve Ekonomik Tarihi) bugün dünya üniversitelerinde el kitabı hâline gelmiştir. İnalcık bu eserle Osmanlı Türk tarihinin medeni yüzünü dünyaya tanıtmaktadır. Sadece Türkiye’de değil, dünyada da tarih alanında saygın bir yere sahip olan İnalcık, birçok ödül ve fahri doktora unvanları almıştır. Ayrıca 1986’da Amerikan Akademisine, 1993’te British Academy (Britiş Akademi)’ye üye seçilerek uluslararası alanda seçkin bir yer alması ve UNESCO’nun çıkarmayı tasarladığı Dünya Tarihi adlı kitapta görev alması onun tarihçiliğine olan uluslararası saygının bir işaretidir.

 

 

2. KONU: TARİH YAZICILIĞI

1. Tarih Yazıcılığının Gelişimi

İnsanlar, çeşitli alanlarda edindiği tecrübeleri gelecek nesillere aktarma ihtiyacı duymuştur. Bundan dolayı kendileri ile ilgili çeşitli konuları yazılı hâle getirmişlerdir. Hititlerde anallar (yıllıklar), Kök Türklerde kitabeler, Osmanlılarda vakayinameler, Ruslarda kronikler tarih yazıcılığına örnek gösterilebilir. İnsanların olayları kaydetme ihtiyacı tarih yazıcılığını ortaya çıkarmıştır. Ancak tarih yazıcılığı insanların ihtiyaçlarına, beklentilerine, dönemin siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel özelliklerine göre değişiklik göstermiştir. Bunun sonucunda farklı tarih yazım ve kuramları ortaya çıkmıştır. Bunun temel sebebi, insanların zaman içerisinde düşünce ve ihtiyaçlarında meydana gelen değişikliklerdir.

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TARİH YAZICILIĞI

 

HİKÂYECİ TARİH YAZICILIĞI

İlk olarak Eski Yunanda MÖ V. yüzyılda yaşamış olan Herodotos (Herodot)’un yazdığı Tarih (Historia) bu türün ilk örneğidir. Bu tür tarih yazıcılığında hikâye ve efsanelerle dolu bilgiler nakledilir. Genellikle yer ve zamandan bahsedilmekle birlikte sebep ve sonuç ilişkileri üzerinde çok durulmaz. Ancak Herodot, olayları peşpeşe sıralamakla kalmayıp onları bir düzen içerisinde aktarmıştır. XVIII. yüzyıla kadar Avrupa ve İslam dünyası tarihçiliğinde bu tarzda kaleme alınan eserler vardır.

 

ÖĞRETİCİ TARİH YAZICILIĞI

Öğretici tarzda eser veren tarihçiler, mensup oldukları toplumu harekete geçirerek millî birlik ve ahlaki değerleri geliştirmeyi istemişlerdir. Bu tarz tarih yazıcılığında topluma fayda sağlamak amaçlanır. Bu tarzın ilk temsilcisi Thukydides (Tukidides)’tir. Büyük yenilgileri takip eden zamanlarda ya da toplumun fikir yönünden birlik içinde olmadığı dönemlerde bu eserler ilgi çekmiştir. Özellikle Avrupa’da ve Türkiye’de XIX. yüzyıla kadar bu tarih yazıcılığı devam etmiştir.

 

ARAŞTIRICI TARİH YAZICILIĞI

Araştırıcı tarih yazımı yüzyılda doğmuştur. Bu tarz tarih yazıcılığında tarihî olaylar tek bir sebebe dayandırılmamış, dönemin toplumsal, ekonomik, siyasi, dinî, kültürel yapıları ayrıntılarıyla ele alınmıştır. Bu tür tarih yazıcılığında tarih olaylar kaynaklara dayalı olarak araştırılır ve başvurulan kaynaklar oluşturulan eserde dipnot olarak belirtilir. Ayrıca eserlerde araştırıcı tarih yazıcılığında olayların gelişimi, yeri, zamanı, sebep ve sonuçları ve bunlar arasındaki ilişkiler bir bütün olarak değerlendirilmiştir. 

 

Eski Yunanlılarda MÖ V. yüzyılda Herodotos ile başlayan tarih yazıcılığı Thukydides ile devam etmiştir. 

İslam tarih yazıcılığı, VII. yüzyılda olayların hikâyeci anlatım tarzıyla nakledilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. IX.yüzyılda yaşamış olan Taberi , İslam tarih yazıcılığını hikâyeci bir anlatımdan kurtarırken eserlerini çeşitli kaynaklardan yararlanarak yazmıştır. XV. yüzyılda İbn Haldun konularını tarih felsefesi çerçevesinde ele almıştır. XVII ve XVIII. yüzyılda olayları aktarmak amacıyla ansiklopedik tarzda eserler yazılmıştır. XIX. yüzyılda genel tarih, milletler ve ülkeler tarihi, dinler ve medeniyetler tarihi, düşünce ve felsefe tarihleri yazılmıştır.

Orta Çağ Avrupa?sında ise tarih anlayışı, eleştiriden uzak, ?kilise tarihi? şeklinde bir gelişim göstermiştir. Orta Çağın sonunda tarih yazıcılığına eleştirel yöntemi kazandıran Rönesans düşünürleridir.

XVIII. yüzyılda tarihi yazmak için sadece belgenin derlenmesinin yeterli olmayacağı anlaşılmıştır. Bu dönemde tarihçinin geçmişe daha geniş açıdan bakması gerektiği ortaya çıkmıştır. Bu anlayış Alman Tarih Okulunun kurulmasında önemli rol oynamıştır. XVIII. yüzyılda tarihçiler bir yandan kaynakları araştırmayı sürdürürken bir yandan da çeşitli tarih felsefelerinden ve çeşitli düşünce akımlarından esinlenmişlerdir.

XVIII. yüzyılda Voltaire (Volter) o zamana kadar din ve siyaseti konu alan tarih anlayışını geliştirerek uygarlığın genel tarihini yazmıştır. XIX. yüzyıl ve sonrasında onun açtığı yoldan devam eden tarihçiler, değişik alanlarda çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalar Toplum Bilimleri Yüksek Araştırma Okulunun ve İtalyan Mikro Tarih Okulunun açılmasını sağlamıştır.

XX. yüzyılda biyografi çalışmaları, gazeteciliğe ve sosyolojiye dayanan yeni tarih anlayışı, ABD ve İngilterede sanayi kuruluşlarına yönelik ?İş Dünyası Tarihi? gibi yeni yaklaşımlar ortaya çıkmıştır.

 

 

2. Türklerde Tarih Yazıcılığı

a. Osmanlılar Döneminde Tarih Yazıcılığı

 

Osmanlı Devleti’nde tarih yazıcılığı, devlet politikası doğrultusunda yöneticilerin hayatları, başarıları, siyasi ve askerî olayların anlatılması şeklinde bir gelişme göstermiştir. Osmanlı tarih yazıcılığındaki temel amaç, devletin başarılarının gelecek nesillere aktarılmasıdır.

Bununla birlikte devletin uygulamalarına yönelik, sonradan ortaya çıkabilecek iddia ve taleplere karşı bir kanıt oluşturmaktır.

Osmanlı Devleti XVIII. yüzyılda, idari, siyasi ve toplumsal alanlarda olduğu gibi tarih felsefesi ve yazıcılığı konusunda da Avrupa'dan etkilenmiştir. Bunun sonucunda Osmanlı tarih yazıcılığının en önemli unsurlarından biri olan vakanüvislik, XVIII. yüzyılın başlarından itibaren ön plana çıkmıştır. Osmanlı merkez teşkilatında devlet tarihçisi olan vakanüvisler, kendilerinden önce yazılan olayları derlemişler ve görevli bulundukları dönemin olaylarını kaydetmişlerdir. Osmanlı Devleti'nde vakanüvislerden önce olayların kaydını "şehnameci" adı verilen görevliler tutmuştur. 

İlk vakanüvis Halepli Mustafa Naima Efendi'dir. Naima Efendi, tarihin sadece olaylar dizisinden ibaret olmadığını belirterek belgelerin dışında sosyolojik yorumlara yer verilmesini savunan bir tarihçilik anlayışını benimsemiştir. 

Vakanüvislerin eserleri dışında Hoca Sadeddin Efendi, Aşık Paşazade, Oruç Bey, Behişti, Peçevî, Selanikî ve önemli bir devlet adamı olan Ahmet Cevdet Paşa da tarih alanında eserler yazmıştır. 

 

Cumhuriyet Döneminde Tarih Yazıcılığı 

Cumhuriyet Döneminde yeni tarih anlayışının ortaya çıkmasında Atatürk'ün büyük rolü olmuştur. Atatürk'ün tarihe olan ilgisi okul yıllarına dayanır. Çanakkale Cephesi?nde üstlendiği görevleri içeren "Arıburnu Muharebeleri Raporu" adlı eserinin ilk kelimesi "tarih"tir. O, eserini gelecek kuşaklara doğru bilgi aktarmak için kaleme aldığını belirtmiştir. 

Atatürk, yaptığı inkılapları halka ve Meclistekilere anlatmak için sık sık tarihin tanıklığına başvurmuş ve bu sayede muhaliflerini ikna etmiştir. Atatürk, Anadolu ve Türk tarihi ile ilgili gerçeklerin gün ışığına çıkarılmasına yardımcı olmak amacıyla şu sorulara cevap verilmesini istemiştir: Türkiye?nin en eski yerli halkları kimlerdir? Anadolu uygarlıkları nasıl ve kimler tarafından oluşturulmuştur? Türklerin dünya tarihindeki yeri nedir? Türklerin İslam tarihinde rolü ne olmuştur? I. Türk Tarih Kongresinde Türk tarihçileri Atatürk'ün çizdiği ana hatlar üzerinde çalışmalar yapmışlar ve kongrede yukarıdaki sorulara cevap aramışlardır. Bu çalışmalar sonucunda ortaya Türk tarih tezi çıkmıştır. Osmanlı tarih yazıcılığının mirası olan İslam merkezli tarih yorumlarına alternatif olarak 1930'larda ortaya çıkan bu tez, Türklerin dünya uygarlıklarının gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu kanıtlamayı amaçlamıştır. 

Atatürk'ün 1931'de kurduğu Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin amacı Türk, İslam ve dünya tarihini incelemek ve elde edilen sonuçları her türlü yolla yaymaktır. Kurum bu amaçlarını gerçekleştirmek için anma törenleri, konferanslar, seminerler, kongreler düzenlemekte, kazılar yaptırmakta; Türk ve Türkiye tarihine ait kitaplar yayımlamaktadır.

 

3. KONU: TARİHİN FAYDALANDIĞI BİLİM DALLARI

“Tarih, insanın yeryüzünde göründüğü andan itibaren yaptığı ya da düşündüğü her bir izi, artakalan her şeyi içerir.” J. H. Robinson,

 


Sosyal bilimler, insanın faaliyetlerini ve bu faaliyetler sonunda ortaya çıkan sonuç ve eserleri açıklamaya çalışır. Öyleyse insan ve insan faaliyetlerini değişik yönleriyle açıklamaya çalışan bilimlerin birbirleriyle ilişki içinde olması zorunludur. Diğer taraftan tarih, ilgi alanı geniş bir bilim dalıdır. Buna paralel olarak tarihe temel teşkil eden kaynaklar da çok çeşitlidir. Bu kaynakları tarih bilimi açısından doğrudan doğruya incelemek, değerlendirmek her zaman mümkün değildir. Bu nedenle tarihçi, bazı belge, bulgu ve bilgilerin açıklanmasında diğer bilim dallarından yararlanır.


 TARİHİN FAYDALANDIĞI BİLİM DALLARI NELERDİR?
Coğrafya
Her tarihî olay belli bir coğrafi mekânda meydana gelir. Tarihî olayların oluşumu esnasında iklim, yeryüzü şekilleri, ekonomik faaliyetler, konum vb. coğrafi faktörler etkili olabilmektedir. Bu faktörlerin bilinmesi tarihî olayın tüm yönlerinin aydınlatılmasına büyük ölçüde katkı sağlamaktadır.
 
Arkeoloji
Arkeoloji kazı bilimidir. Özellikle yazılı kaynakların olmadığı dönemlerin aydınlatılması açısından önemlidir. Arkeoloji, yalnızca toprak altındaki buluntuları konu edinen bir bilim dalı değildir. Günümüzde denizaltında yapılan araştırmalar sonucunda da eski uygarlıklar ile ilgili birçok tarihî buluntu elde edilebilmektedir.
Günümüzde denizaltı arkeolojisi sayesinde ticaret, sanat, ekonomi, kültür ve ulaşım gibi birçok konuda bilgilere ulaşmak mümkündür.


Antropoloji
İnsan ırklarını inceleyen bilim dalıdır. İnsanın iskelet, kafatası gibi fiziki yapısını araştıran antropoloji, insanlık tarihinin en eski dönemlerinin aydınlatılmasında yardımcı olur. Antropolojinin bir dalı olan sosyal antropoloji ise toplumların kültürlerinin başlangıcından günümüze kadar olan gelişmelerini inceler.
 
Etnografya
Bu bilim, toplumların yaşayış, gelenek, örf ve âdetlerini inceler. Bu incelemeler sonucunda etnografyanın ortaya çıkardığı bilgiler, tarihî belgelerin az olduğu durumlarda büyük önem taşır.
 
Hukuk
Hukuk, toplu hâlde yaşayan insanların birbirleriyle ve devletle ilişkilerini düzenleyen kurallara denir. Bir topluma ait hukuk kurallarıyla o toplumun iktisadi, siyasi, kültürel yapısıyla ilgili bilgiler elde edilebilir. Hukuk ile tarih ilişkisi insanlığın var oluşundan beri devam etmektedir.
 
Kronoloji
Kronoloji zaman bilimidir. Tarihî bir olay için zaman önemli bir unsurdur. Olayların meydana geldiği tarihin bilinmesi olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurulmasına yardımcı olur. Tarihî olayların zamanının belirlenmesinde ve sıralanmasında tarih bilimi kronolojiden faydalanır.

KURTULUŞ-SAVAŞI-KRONOLOJİSİ
 
Edebiyat
Edebiyat duygu ve düşünceleri söz veya yazı ile etkili bir biçimde anlatma sanatıdır. Tarih boyunca meydana gelmiş önemli olaylar edebiyata konu olmuş, bu olayların aktarılmasında edebiyat önemli bir rol oynamıştır.
 
Felsefe
Felsefe, akıl ve mantık ilkelerine uygun düşünmeyi esas alan bir bilimdir. Bu bilim öncelikle varlık, bilgi ve ahlakla ilgilidir. Felsefenin tarihî olayları değerlendiren kolu ise “tarih felsefesi”dir. Olayların doğru tahlili ancak o devrin felsefesinin bilinmesiyle mümkün olur.
 
Paleografi
Eski yazıların okunmasını sağlayan, bu yazıların tür ve şekillerini inceleyen bilim dalına paleografi denir. Bir toplumun dilini bilmek tarihî araştırmalar için yeterli değildir. Dille birlikte kullanılan yazının da bilinmesi gerekir. Örneğin, Mısır tarihi incelenirken hiyeroglif; Orta Asya Türk tarihi incelenirken Orhun, Uygur ve Çin alfabeleri bilinmelidir.
Tarih bilimi açısından yazıların tür ve şekillerinin bilinmesi önemlidir. Yazıların tür ve şekilleri toplulukların akrabalık ilişkileri, kullanıldığı dönem ve bölge hakkında bazı ipuçları verebilir. Tarih için ferman, kronik, anal gibi yazılı belgelerin okunabilmesi ve anlaşılabilmesi önemli bir sorundur. Tarih bilimi bu konuda paleografi biliminden yararlanır.
 
Epigrafi
Epigrafi, anıtlar üzerindeki kitabeleri ve yazıları inceleyen bilim dalıdır. Filoloji ve paleografi bilimleri ile iş birliği içerisinde çalışır. Anıtlar üzerindeki kitabeler ait olduğu dönem hakkında önemli bilgiler verir. Örneğin;
Asur ve Urartu hükümdarları saltanatları boyunca kazandıkları zaferleri ve yaptıkları işleri kronolojik olarak kitabeleştirmişlerdir.
Kök Türkler zamanında oluşturulan Orhun Kitabeleri’nde ise devletin siyasi, sosyal yapısı hakkında birtakım bilgiler verilmiştir. Tarih bilimi, kitabelerdeki bu bilgilerin anlaşılması ve okunmasında epigrafi biliminden yararlanır.
 
Sosyoloji
Sosyoloji, genel olarak toplumu inceleyen bir bilim dalıdır. Toplumsal olayların bağlı olduğu genel kuralları, toplumların oluşturdukları kurum ve kuruluşların insan ve toplum yaşamına etkilerini inceleyerek tarih bilimine yardımcı olur.
Tarihî bir olayın değerlendirilebilmesi için olayın meydana geldiği dönemin toplum yapısı, değer yargıları vb. özelliklerin bilinmesi tarih bilimi açısından çok önemlidir.
 
Filoloji
Filoloji, dünyada var olmuş ve var olan dilleri inceler. Diller arasındaki akrabalık bağlarını, sözcük alış verişlerini araştırır. Göç hareketlerinin açıklanmasında, toplulukların yakınlık derecelerini ortaya koymada tarih bilimine yardımcı olur.
 
Diplomatik
Belgeleri tür (ferman, şeriye sicili, antlaşma metinleri vb.), şekil ve içerik bakımından değerlendiren bilim dalına diplomatik denir. Belgelerin sahte olup olmadığı, hangi makamdan hangi makama yazıldığı, belgelerin üzerindeki işaretlerin ve şekillerin ne anlama geldiği, kurumlar ve devletlerarası yazışma şekilleri, bürokrasi, hukuk, devlet politikası, yönetim anlayışı vb. konularda tarih bilimine yarar sağlar.
 
Nümizmatik
Nümizmatik, eski paraları inceler. Bu paraların ait oldukları medeniyetlerle ilgili bilgi edinilmesinde tarih bilimine yardımcı olur. Para üzerinde yer alan bazı yazılar, devlet, hükümdar, devletin mali gücü gibi konularda tarihçiye önemli ipuçları verebilir.
 
İstatistik
İstatistik, belirli bir amaç için veri toplama, tablo ve grafiklerle özetleme, sonuçları yorumlama, özellikler arasındaki ilişkiyi araştırma, çeşitli konularda geleceğe ilişkin tahmin yapma ilkelerini kapsayan bir bilimdir. Fizik ve doğa bilimlerinden sosyal bilimlere kadar geniş bir alanda kullanılabilmektedir. İstatiksel veriler, tarihî bir olayın değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir.

KURTULUŞ-SAVAŞI-İSTATİSTİK
 
Ekoloji
Ekoloji, canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen ve doğanın korunmasına yönelik çalışmalar yapan bir bilim dalıdır. İnsanın üretim ve tüketim faaliyetlerinin doğanın dengesini bozması bu bilimin doğmasına neden olmuştur. Doğal dengedeki bu bozulma da insan yaşamı, olayların oluşumu ve tarihin akışını önemli bir şekilde etkilemiştir.
 
Kimya
Ele geçen eserlerin hangi döneme ait olduğunun belirlenmesinde kimya bilimi, tarihe yardımcı olur. Kimyada kullanılan “Karbon 14” metoduyla, tarihî buluntuların madde yapısı incelenerek ait oldukları dönem belirlenmeye çalışılır. Aynı zamanda belgelerin ya da bulguların kimyasal özellikleri incelenerek orijinal olup olmadığı hakkında değerlendirmelerde bulunulur. Örneğin, kimyasal analiz neticesinde yazılı bir belgenin orjinal olup olmadığı kâğıtların cinsine, mürekkeplerin ya da boyaların özelliklerine bakılarak anlaşılabilmektedir. Bu açıdan kimya bilimi tarih bilimine, doğru ve gerçek bilgiye ulaşmada katkı sağlar.
 
Sanat Tarihi
Sanat tarihi, kısmen arkeolojinin de metotlarını kullanarak son zamanlarda gelişme göstermiş bir bilim dalıdır. Sanat tarihi, bir sanat eserinin sanatçısını ve sanatsal değerini, toplumun sanata karşı bakış açısını belirlemeye çalışır. Ayrıca toplumların kültür seviyelerinin, medeniyete katkılarının tespiti ve o toplumdaki sanatın geliştiği ortamın ayrıntılarıyla bilinmesi aşamasında tarih bilimine yardımcı olur.
 
Heraldik
Heraldik armaları inceleyen bilim dalıdır. Armalar da tarihin aydınlatılmasında önemli rol oynadığı için heraldik, tarihin faydalandığı bilim dallarından biri kabul edilmektedir.

 

 

 

 

Paylaş
Sitemizdeki Benzer İçerikler

Yorumlar

Bu Yazıya Toplam 0 Yorum Yapılmış

İsminiz

E-Posta Adresiniz

Şehir